<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503</id><updated>2012-02-05T09:39:12.732-08:00</updated><category term='ebeveynlik'/><category term='okumalarım'/><category term='ev'/><category term='yazılarım'/><category term='annelik'/><category term='bell hooks'/><category term='feminist ebeveynlik'/><category term='co-sleeping'/><category term='günlüğüm'/><category term='irigaray'/><category term='film'/><category term='feminist haber'/><category term='cynthia peters'/><title type='text'>Feminist Annenin Günlüğü</title><subtitle type='html'>bilinç yükseltme atölyesi</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>34</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-5133054158921783982</id><published>2011-12-07T13:05:00.000-08:00</published><updated>2011-12-07T14:33:02.888-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='annelik'/><title type='text'>"kadınların daha az kadın, erkeklerin daha az erkek ama buna karşılık her iki cinsin de daha fazla insan olduğu bir geleceğe..."</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-plYaaTdr5Z8/Tt_fXSh7-oI/AAAAAAAAAIg/xthVib8UzOE/s1600/mother%2Band%2Bchild.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 219px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-plYaaTdr5Z8/Tt_fXSh7-oI/AAAAAAAAAIg/xthVib8UzOE/s320/mother%2Band%2Bchild.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5683506845969021570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fatmagül Berktay'ın "Annelik Sevgisinden Babalık Sevgisine Duyguların İlginç Serüveni" başlıklı yazısı, Elizabeth Badinter'in maalesef satış dışı olan kitabı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Annelik Sevgisi &lt;/span&gt;üzerine. Badinter, annelik hissinin toplumsal tarihini ele almış. Berktay da bu vesileyle zamanımızda hissettiğimiz annelik sevgisinin kadın doğasının kopmaz bir parçası olmadığına değiniyor yazısında. Tıpkı çocukluğun da bir tarihi olduğunu eklediği gibi. Badinter'in araştırmasına göre örneğin, 17. ve 18. yüzyıl Fransası'nda,  günümüzle karşılaştırıldığında çocuğun oldukça ihmal edildiği ve annenin çocuğuna karşı  duygusuz davrandığı görülür. Çocuk doğası o dönemin Hıristiyanlığına göre kötülüğü simgelediği için tüm bu duygusuzluklar kabul edilir. 19. yüzyıl romanlarına baktığınızda örneğin &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Madame Bovary&lt;/span&gt;'de Emma, çocuğu doğar doğmaz bir sütnineye teslim eder; çocuk sütten kesilene kadar da yanına almaz. İlginçtir ki Müslüman bir toplum olan Osmanlıda da bu böyledir. 20. ve 21. yüzyıl özgür anne imajına karşı "özverili" ve "iyi anne" simgesinin öne sürüldüğü yüzyıllardır. Buna rağmen birçok kadının çocuğunu  sokağa bıraktığını, boğduğunu ya da kendini öldürdüğünü ama bunun istatistiklere yansımadığını, ara sıra 3. sayfa haberi olduğunu biliriz. Birçok annenin, doğum sonrasını pür neşe değil, yoğun bir hüzün ve depresyonla geçirdiği de malumdur. Ancak son zamanlarda doğum sonrası depresyon olarak literatüre geçen bu duygu kadınların yeni yeni yüzleştikleri bir konu olmuştur.  Tüm bunlar belki de kadınların annelik sorumluluğunu tek başına sırtlanmakta zorluk çektiğinin bir göstergesidir.  Berktay'ın da belirttiği gibi, artık kadınlar tek başlarına bu sorumluluğu yüklenemez olmaya başladıklarından erkekleri de baba olmaya, baba sevgisi ve sorumluluğuna teşvik etmeye başladılar. Böylece  geç de olsa sanırım 20. yüzyıldan itibaren babalık duygusu tarihinin başlangıcı yazılmaya başlandı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-5133054158921783982?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/5133054158921783982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=5133054158921783982' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/5133054158921783982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/5133054158921783982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2011/12/kadnlarn-daha-az-kadn-erkeklerin-daha.html' title='&quot;kadınların daha az kadın, erkeklerin daha az erkek ama buna karşılık her iki cinsin de daha fazla insan olduğu bir geleceğe...&quot;'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-plYaaTdr5Z8/Tt_fXSh7-oI/AAAAAAAAAIg/xthVib8UzOE/s72-c/mother%2Band%2Bchild.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8729404558107000648</id><published>2011-05-10T06:38:00.000-07:00</published><updated>2011-05-10T06:47:00.855-07:00</updated><title type='text'>anneler gününe özel</title><content type='html'>"Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın." &lt;br /&gt;Gabriel Garcia Marquez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8729404558107000648?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8729404558107000648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8729404558107000648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8729404558107000648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8729404558107000648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2011/05/anneler-gunune-ozel.html' title='anneler gününe özel'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-6797440802941407500</id><published>2011-04-27T15:47:00.000-07:00</published><updated>2011-12-07T14:33:57.266-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='annelik'/><title type='text'>annelik paradoksu</title><content type='html'>"Annelik içgüdüseldir" söylemi bir kitapçıya girdiğinizde rafta dizi dizi size sırıtan doktorların ve pedagogların görüşlerinden oluşan "çocuğunuz...." diye başlayan başlıklı kitapları gördüğünüz an biter. Ve onun yerine annelik öğrenilen, öğretilen bir bilince dönüşür ve bilinçli bir anne oluverirsiniz; peki bilinçsiz anne nasıl olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri geldiğinde annelik içgüdüseldir.  Bunaldığınızda, sıkıldığınızda, yalnız kalmak istediğinizde, tuvalet, yemek lüks haline geldiğinde kendinizi bir off çekerken yakaladığınızda iç sesiniz "kötü bir anne miyimle" başlayan bir vicdan muhasebesine dönüştüğünde ya da yakınınızdaki herkes çocuğunuz yalnızca size aitmiş de ona emaneten bakıyormuş gibi davranmaya hazır olduğunda anne-çocuk ilişkisi çok "özel" olur ve siz içgüdüsel olarak çocuğunuza karşı en ufak bir sıkılma hissi geliştirmemelisinizdir yoksa bu biyolojik olarak sizde bir şeylerin normal gitmediğine delalet eder. Her anne yirmi dört saat sabırla ve sevgiyle çocuğuna bakmak üzere yaratılmıştır. Aksi düşünülemez. Ve çocuğa anneden başka hiç kimse anne kadar yakın olamaz ve hiç kimse anne kadar iyi bakamamalıdır. Aksi durumda annede bir sorun vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeri geldiğinde annelik öğrenilen bir şeydir. Çocuğunuzu giydirir dışarı çıkarsınız, her köşe başında biri sizi durdurur, çocuğun üstü incedir, üşüyüp hastalanacaktır. Tecrübesiz annelere tecrübeliler çocuğu nasıl giydireceğinden, yaramazlık yaptığında nasıl davranacağına kadar akıl verir. Ve bir dolu kitap anneliği öğretir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne menem bir şeydir şu annelik ki anneyle çocuğu kimse rahat bırakmadığı gibi anne de çocuğu istediği zaman gönlü rahat, rica minnet çekmeden kimseye bırakıp gezip tozamaz. Evet "gezip tozamaz", çünkü ancak bir işi varsa çocuk yakınlarına emanet edilebilir; ya da haftada bir gün ve saat aralıkları belirlenecek, anne o zaman diliminde "hapishanesinden" açık hava iznine çıkacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçgüdüsel insan türüne ait evrensel bir annelik varsa kültürlere göre değişen annelikler nereden çıktı? Kedilerin anneliği türden türe değişiyor mu? Yoksa insanı (beyaz erkek) hayvandan ayıran toplumsallık ve kültür olgusu mu anneliği oluşturuyor?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-6797440802941407500?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/6797440802941407500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=6797440802941407500' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6797440802941407500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6797440802941407500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2011/04/annelik-paradoksu.html' title='annelik paradoksu'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-1192286327987996525</id><published>2010-11-15T17:52:00.000-08:00</published><updated>2010-11-15T19:10:51.226-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>j'ai tué ma mère/annemi öldürdüm</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TOH1pwnXdfI/AAAAAAAAAH0/tO1Bl4J5ciM/s1600/IKilledMyMotherCover.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 249px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TOH1pwnXdfI/AAAAAAAAAH0/tO1Bl4J5ciM/s320/IKilledMyMotherCover.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5539979114415879666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;önce gelecekte bir saniye bile olsa benden nefret edeceğini bilmenin sıkıntısı düştü içime, sonra sema kaygusuzun &lt;span style="font-style:italic;"&gt;yüzünde bir yer&lt;/span&gt;de "annenin, ölümü doğuran olduğu" geldi aklıma; sonra kudret hocanın anneliğin tamamen narsistik bir durum olduğunu söylemesi. araya bir es verdim; anneliğimden sıyrılıp bir an mesafeli bir duruş sergiledim ve bir patriyarka safsatası olduğuna inandığım psikanalitik yaklaşımla baktım filme ister istemez. annesiyle mutlu bir yaşam kurduğu krallığından sürülen çocuğun annesiyle bir daha birlikte olamayacağını, yitirdiği cennete dönemeyeceğini anlamasıyla birlikte gelen bunalımı, baba figürünün yokluğu -freud olsaydı bir erkek figürüyle özdeşleşememesinden dolayı gay olduğunu söylerdi sanırım-. diğer yandan tek başına çocuğunu yetiştirmeye çalışan annenin erkek egemen ideolojinin söylemine kafa tutuşuyla feminist bir dokunuş. film genel anlamda cinsiyetçi ideolojiyi eleştiren bir tutum sergilese de anne-baba-çocuk üçgeninde ödipal söylemi üretme tuzağına düştüğü noktalarda maalesef uzaklaşıyor bu duruştan. özellikle gelinlik giymiş anne sahnesinde. sonra gittim oğlumu öptüm; sonra annemi düşündüm, ondan nefret ettiğim anları... janice radway'in teorisi geldi aklıma. beyaz dizilerin, pembe romansların yapısını çözümlediği meşhur teorisi. ev kadınlarının bu romanlarda küçüklüklerinde anneleriyle olan huzurlu ilişkilerindeki duygusal tatmini bulduklarını iddia ediyordu radway. koruyucu, maddi ve manevi anlamda güçlü, kadına her istediğini vermeye hazır erkek figürünün esasında çocuğun annesiyle ilişkisindeki ilk zamanları, sıcak, korunaklı, güvenli dönemin tatmin duygusunu kadına verdiğini söylüyordu. yani erkek kadının ilk sevgilisi olan annenin yerine geçiyordu esasında. homofobik bir toplumda yaşadığımız için anlatılarda bu açığa hiçbir zaman çıkamıyordu. oysa bunun tersine gündelik hayatımızda erkeklerin anneleri gibi bir eş aradığı üzerine çok konuşulur. radway  erkek gözüyle yazıldığı için daha çok oğlan çocuğunun ruhsal gelişimine odaklanan psikanalizde kız çocuğunun annesiyle olan ilişkisi hakkında bir tespitte bulunarak bir anlamda eksik kalan bir parçayı tamamlıyordu. yani  tıpkı erkeğin sevgilisinin metaforik ya da gerçekte annesi olması gibi, kadının ya da homoseksüel birinin sevgilisinin de "anne" olması düşüncesi. bir daha o huzurlu ana ulaşamayacağımızı biliyoruz, ama o anları birlikte yaşadığımız kişi karşımızda hiçbir şey olmamış gibi, tıpkı bir "alzeilmer"lı gibi duruyor, onu sarsıyoruz, derdimiz onunla, her şey eskisi gibi olsun istiyoruz; olmamasının suçlusunun o olduğunu düşünüyoruz ve ondan nefret ediyoruz.&lt;br /&gt;anne olmak, bir canlının evreninde tahayyül edilemeyecek izler bırakmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-1192286327987996525?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/1192286327987996525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=1192286327987996525' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1192286327987996525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1192286327987996525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/11/jai-tue-ma-mereannemi-oldurdum.html' title='j&apos;ai tué ma mère/annemi öldürdüm'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TOH1pwnXdfI/AAAAAAAAAH0/tO1Bl4J5ciM/s72-c/IKilledMyMotherCover.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8852909428431177159</id><published>2010-11-07T04:55:00.001-08:00</published><updated>2011-12-07T14:34:39.732-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='annelik'/><title type='text'>anneler bir araya gelse belki...</title><content type='html'>Simone de Beauvoir &lt;span style="font-style:italic;"&gt;İkinci Cins&lt;/span&gt;'te "kadın doğulmaz kadın olunur" dediği zaman, yüzyıllardır inandırmak ve inanmak erkeklerin işine gelmiş bir görüşü sorgulamıştır. Kadınlık denilen ne menem şey ise işte onun doğuştan biyolojik olarak iliklerimize işlemiş , duygusal, merhametli, erkek aklının, mantığının dışında, hayalperest, uysal, kırılgan, duyarlı, ince ruhlu, v.b... tonca niteliği doğuştan getirdiğimize olan inanca, kadınlığın doğal bir kategori olduğu inancına hayır demiştir. Bu inanıştan dolayı kadınlar uzun süre eğitim görememişlerdi, çünkü zekaları erkeklerinkinden daha azdır, akılları ermez ne felsefeye ne matematiğe, v.b... Onlara oy hakkı vermenin bir anlamı yoktur, nasılsa muhakemeleri oy vermek için yetersizdir. Bu yüzyıllar boyunca böyle gitmiş, bu durum 19. y.y'da yavaş yavaş sorgulanır olmuş, 1960'larda ise üzerine kadınlar tarafından teoriler üretilmeye başlanmıştır. Son gelinen nokta, kadınlığın biyolojiyle hiç alakası olmadığı, kadınlığın, kadınların küçüklüklerinden itibaren içinde büyüdükleri toplumsal cinsiyet politikaları sonucunda üretildiği görüşüdür. Bu bakış açısı erkeklik konusunda da geliştirildi. Ve erkeklik çalışmaları erkekler üzerindeki rolleri ayrıştırdı, erkeklerin de yaratılan politikalar yüzünden sıkıntıda olduğu söylenir oldu. Burada bir nefes alayım ve bir anne olarak son zamanlarda yaşadığım kafa karışlıklığına değineyim. Zaten bu yazıyı yazmamdaki gaye de bu. Ben erkekliğin de kadınlığın da tamamen toplumsal cinsiyet politikalarıyla belirlendiğine inanıyorum. Dolayısıyla "aa o oğlan çocuğu tabii ki silahla oynayacak, bebekle mi oynasın" söylemine uzak biriyim. Oğlumun hani şu pompalanan güçlü, şiddet sever, kavgacı, erkekliğini fetişleştirmiş  erkeklerden olmamasının ailenin tutumuyla oluşabileceğine inanıyorum. Ancak son zamanlarda kafam oldukça karışmıştı. Oğlumuzun şiddet içeren hiç bir şeyle temas etmemesine çok ama çok dikkat ediyorduk, ediyoruz demiyorum çünkü durum şu anda kontrolümüzün dışında seyr ediyor, biz de ağzımız açık bakakalıyoruz. Bir çocuğun elinde oyuncak silah gördüğümde tüylerim diken diken olurdu. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Tanrı Kent&lt;/span&gt; filminden fırlamış, sokak aralarında oyuncak silahlarla birbirlerini öldüren çocukları içim sızlayarak seyreder annelerine küfrederdim. Ama üç,dört ay önce oğlum bir lego parçasını bize doğrultup "dışın dışın" dediği zamandan bu yana bu konunun anneleri aştığını farketmiş bulunmaktayım. Önce kafam şu biyoloji, toplumsal meselesinde karıştı. Acaba insan doğarken içinde şiddet parçaları taşıyor muydu? Çok barışçıl bir kabilede doğsa, hiç silah, savaş  görmemiş olsa bulduğu bir sopayı eline alıp oraya buraya vurabilir miydi? Derinlemesine antropolojik araştırma gerektiren bir konu, araştırmalı. Ancak ben toplumsal olanın daha etkili olduğu konusuna inanmış biri olarak, bizim dışımızda gelişen bu şiddetin nereden geldiğine bakmaya başladım tabii ki. Ne kadar aptaldım ki anlayamamıştım, oğlum parka gidiyordu, orada eli silahlı çocuklar vardı. Sonra oğlum, şu TRT Çocuk, Nikoledeon denilen, reklamlarıyla (power rangerslar,ışın kılıçları, v.b) içerdiği bazı çizgi filmleriyle birçok şiddet öğesine maruz kalıyordu. Televizyon seyrettirmeme konusu, çalıştığım için beni çoktandır aşmıştı. Şimdi bu safhanın sabırla geçmesini bekliyoruz, her oyun girişiminde onu barışçıl oyunlara yönlendiriyor, masallarla, v.b. başka şeylere dikkat çekmeye çalışıyoruz. Ama maalesef değişim için öncelikle işin bireyde bittiğine inanan ben, anne olduktan sonra bir kere daha yanıldığımı anladım. İş bireyde bitmiyor, iş toplu olarak daha majör şeyleri değiştirmek için adım atmakta bitiyor. mesela vergilerimizle beslenen bir devlet kanalı olan TRT Çocuktaki reklamların kaldırılması için bir şeyler yapmakta, devlet kanalında olsun, özel kanalda olsun gösterilen çizgi filmlerin hiçbirinin şiddet öğesi barındırmaması için uğraş vermekte yatıyor. Oyuncak silah denilen "oyuncağın" tamamen kaldırılması için kampanya yapmakta yatıyor, v.b... Ve tabii ki öncelikle olumlu değişimin çocuklardan başladığına bunun da bilinçli annelerle olacağına inanan birçok annenin bir araya gelmesi gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8852909428431177159?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8852909428431177159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8852909428431177159' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8852909428431177159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8852909428431177159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/11/anneler-bir-araya-gelse-belki.html' title='anneler bir araya gelse belki...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-1377302441124516094</id><published>2010-07-19T04:12:00.001-07:00</published><updated>2010-07-20T13:01:00.375-07:00</updated><title type='text'>woman is the nigger of the world</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TEQzb8ccrjI/AAAAAAAAAHY/P2ApPV5MygQ/s1600/Witnotw.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 314px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TEQzb8ccrjI/AAAAAAAAAHY/P2ApPV5MygQ/s320/Witnotw.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495574000473779762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Woman is the nigger of the world&lt;br /&gt;Yes, she is, think about it&lt;br /&gt;Woman is the nigger of the world&lt;br /&gt;Think about it, do something about it&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We make her paint her face and dance&lt;br /&gt;If she won't be a slave, we say that she don't love us&lt;br /&gt;If she's real, we say she's trying to be a man&lt;br /&gt;While puttin' her down, we pretend that she's above us&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You know, woman is the nigger of the world, yeah&lt;br /&gt;If you don't believe me, take a look at the one you're with&lt;br /&gt;Woman is the slave to the slave&lt;br /&gt;Ah, yeah, if you believe me, scream about it&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We make her bear and raise our children&lt;br /&gt;And then we leave her flat for being a fat old mother hen&lt;br /&gt;We tell her, home is the only place she should be&lt;br /&gt;Then we complain that she's too unworldly to be our friend&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Well, now, woman is the nigger of the world, yeah, she is&lt;br /&gt;If you don't believe me, take a look at the one you're with&lt;br /&gt;Woman is the slave to the slave&lt;br /&gt;Yeah, if you believe me, you better scream&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We insult her every day on TV&lt;br /&gt;And wonder why she has no guts or confidence&lt;br /&gt;When she's young we kill her will to be free&lt;br /&gt;This is the one that I can never remember&lt;br /&gt;But you get the message anyway&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You know that woman is the nigger of the world&lt;br /&gt;Yes, she is, if you don't believe me, take a look at the one you're with&lt;br /&gt;Woman is the slave to the slave&lt;br /&gt;Yeah, Connely was right, we scream it&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We make her paint her face and dance&lt;br /&gt;We make her paint her face and dance&lt;br /&gt;We make her paint her face and dance&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;You know, we make her paint her face and dance&lt;br /&gt;Dance, dance, dance, dance, dance, dance&lt;br /&gt;We make her paint her face and dance&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;TR VALIGN="MIDDLE"&gt;&lt;TD style="background-image: url(http://beemp3.com/player/corner-topleft2.gif);background-repeat: repeat;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;font-size: 12px;vertical-align: bottom;"&gt;&lt;/td&gt;&lt;TD style="background-image: url(http://beemp3.com/player/bkgnd-top2.gif);background-repeat: repeat;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;font-size: 12px;vertical-align: middle;"&gt; John Lennon - Woman Is The Nigger Of The World .mp3&lt;/td&gt;&lt;TD style="background-image: url(http://beemp3.com/player/corner-topright2.gif);background-repeat: repeat;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;font-size: 12px;vertical-align: bottom;"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/TR&gt;&lt;TR VALIGN="MIDDLE"&gt;&lt;TD WIDTH="16" style="width: 16px;background-image:url(http://beemp3.com/player/left-ltrow2.gif);"/&gt; &lt;/TD&gt;&lt;TD style="background-image: url(http://beemp3.com/player/light2.gif);background-repeat: repeat;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;font-size: 11px;vertical-align: bottom;"&gt;&lt;embed class="beeplayer" wmode="transparent" style="height:24px;width:290px;" src="http://beemp3.com/player/player.swf" quality="high" bgcolor="#ffffff" width="290" height="24" align="middle" allowScriptAccess="sameDomain" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" flashvars="playerID=1&amp;bg=0xCDDFF3&amp;leftbg=0x357DCE&amp;lefticon=0xF2F2F2&amp;rightbg=0x64F051&amp;rightbghover=0x1BAD07&amp;righticon=0xF2F2F2&amp;righticonhover=0xFFFFFF&amp;text=0x357DCE&amp;slider=0x357DCE&amp;track=0xFFFFFF&amp;border=0xFFFFFF&amp;loader=0xAF2910&amp;soundFile=http%3A//homepage.mac.com/peecat/mp3s/06_Woman_Is_The_Nigger_Of_The_World.mp3%0A%0A"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;img style="padding:0;border:0;vertical-align:bottom" src="http://beemp3.com/player/logo_small.gif"/&gt; &lt;/td&gt;&lt;TD WIDTH="16" style="width: 16px;background-image:url(http://beemp3.com/player/right-ltrow2.gif);"/&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;&lt;TR&gt;&lt;TD WIDTH="16"&gt;&lt;IMG style="padding:0;border:0;" SRC="http://beemp3.com/player/corner-bottomleft2.gif"&gt;&lt;/TD&gt;&lt;TD style="background-image: url(http://beemp3.com/player/bkgnd-bottom2.gif);background-repeat: repeat-x;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;font-size: 11px;vertical-align: top;text-align: center;padding:0;border: 0;margin:0;"&gt;Found at &lt;a href="http://beemp3.com/download.php?file=6394330&amp;song=Woman+Is+The+Nigger+Of+The+World"&gt;bee mp3 search engine&lt;/a&gt;&lt;/TD&gt;&lt;TD WIDTH="16"&gt;&lt;IMG style="padding:0;border:0;" SRC="http://beemp3.com/player/corner-bottomright2.gif"&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-1377302441124516094?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/1377302441124516094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=1377302441124516094' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1377302441124516094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1377302441124516094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/07/woman-is-nigger-of-world.html' title='woman is the nigger of the world'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TEQzb8ccrjI/AAAAAAAAAHY/P2ApPV5MygQ/s72-c/Witnotw.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4963654367150196987</id><published>2010-06-30T15:15:00.001-07:00</published><updated>2011-12-07T14:35:02.284-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>birlikte yıkanan kadınlar</title><content type='html'>cynthia peters, "&lt;a href="http://www.znet-turkiye.org/cp21072009.html"&gt;birlikte yıkanan kadınlar&lt;/a&gt;" başlıklı yazısında, doğulu toplumlardaki kadın bedenlerinin buluştuğu bir yer olarak hamam kültürünü  "oryantalist olmayan" batılı bir kadın gözüyle değerlendiriyor. fas'ta bir hamama gitmiş peters, ona göre hamam kadın bedenlerinin geçmişleriyle, gelecekleriyle iletişime geçtikleri yegane yerlerden biri. Kendi kültürüyle Doğulu kültürdeki bu imkanı "oryantalist" tuzağa düşebileceğini de ekleyerek şöyle karşılaştırıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hamamda kurulan görsel iletişimin yanı sıra güvenli, samimi, platonik, utanmadan, bütün vücudunuzla kurulan fiziksel iletişimin de ayrı bir zevki var. Bunu yazarken bile acaba uyduruyor muyum diye düşündüm. Kulağa ütopik geliyor. Benim kültürümde kadınlar fazla bir araya gelip birbirlerine bu kadar sevgi dolu ve bu kadar güzel bakmazlar". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çok kadın bedenini bir arada görmemiştim diyor peters, gördüğü bedenler reklam afişlerindeki ince, zayıf, mükemmel görüntülerden ibaret. Oysa "Hamama yapılan haftalık ziyaret sayesinde kadınlar, farkında olmadan diğer kadınların vücutlarıyla ilgili, bedenlerimizin çeşitliliğini normalleştiren ve yaşlanma sürecini gözler önüne seren bir görüş ediniyorlar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde de hamam kültürü turistik bir ayrıntı olarak var artık. Batılı "erkek gözünün" estetiği bedenlerimizi zaptı rapt altına almış durumda. Yazıda anneleri ilgilendiren konu doğum sonrası bedendeki değişimleri sevmek, benimsemek. doğum sonrası "forma gir, formda kal" kaskasına farklı bir gözle bakabilmeye başlamak... peters bu konuya da değiniyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4963654367150196987?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4963654367150196987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4963654367150196987' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4963654367150196987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4963654367150196987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/06/birlikte-ykanan-kadnlar.html' title='birlikte yıkanan kadınlar'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-7690900153616227611</id><published>2010-06-30T14:55:00.000-07:00</published><updated>2010-06-30T15:16:12.886-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminist ebeveynlik'/><title type='text'>feminist ebeveynlik</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TCvAurRaftI/AAAAAAAAAHQ/CL8I1HpesZk/s1600/19904_1269761421.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 182px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TCvAurRaftI/AAAAAAAAAHQ/CL8I1HpesZk/s320/19904_1269761421.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488692479003360978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sunypress.edu/p-4664-feminist-mothering.aspx"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Feminist &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;mothering&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; York Üniversitesi'nde kadın çalışmaları bölümünde prof. olan Andrea O’Reilly'nin editörlüğünde feminist ebeveynlik konusunda yazıların toplandığı başarılı bir kitap.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-7690900153616227611?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/7690900153616227611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=7690900153616227611' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/7690900153616227611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/7690900153616227611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/06/feminist-ebeveynlik.html' title='feminist ebeveynlik'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/TCvAurRaftI/AAAAAAAAAHQ/CL8I1HpesZk/s72-c/19904_1269761421.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4988717332276925830</id><published>2010-05-30T12:45:00.000-07:00</published><updated>2010-05-30T14:14:14.919-07:00</updated><title type='text'>memelerimde biriken süt hüzne dönüştü; içime akıyor...</title><content type='html'>tam tamına iki yıl on beş gün olmuş oğluma sütümü vereli; dün öğleden sonra uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü tam olarak kendimi hazır hissetmediğim ve cesaret edemediğim hamleyi bir anda yapıverdim ve arkasında duruyorum şu saate kadar. Konunun etrafında dolandım durdum;  her gün iş yerinde mutfaktaki güleryüzlü çaycımıza sordum, salça sür dedi, iş yeri doktoru neredeyse askere gidecek yahu, annenize bırakın birkaç gün, ağlayacak ama alışacak dedi, çaycı kadınla doktorun ortak noktası ikimiz için de iyi olacağı ve ona iyilik yapacağımdı. Diğer kadınlara sordum, başta annem ve anneanneme, ailede bir bendim bu kadar uzun süre emziren onun için onlardan sağlıklı yanıtlar alamadım. Ama genelde iki yaklaşım vardı, tamamen uzaklaşmak ya da memelerden tiksindirme yöntemiyle uzaklaştırmak. İkisi de içime sinmiyordu. Ha bir de "konuştum kabul etti, memede süt bitti annecim, dedim oldu" diyenler oldu ki bu bana fazla ütopik geldi. Kafam karışık, nasıl yapacağımı bilmeden, ama artık işten yorgun argın ve aç bilaç gelir gelmez emzirmeyi, uykusuz geceleri istemediğimi,  artık geç saatlere kadar kafa dağıtmak için bir gece dışarı çıkmayı  istediğimi bilerek oğluma "annecim memede artık süt yok" cümlesini bir pazar öğleden sonrası kararlı bir şekilde kurabilmeyi başardım. Tepkisinden korkarak, bocalamamayı dileyerek. Israr etti, gözleri buğulandı. Aklıma her zaman yardımıma koşan en sevdiği kahramanı keloğlan geliverdi. Keloğlanın annesinden ve evinden ayrılışı; maceralara atılabilmek için. Ne de olsa bu bir bağımsızlaşma deneyimiydi. Memelerden koparak kendi ayakları üzerinde durmaya başlayacaktı. Ona Keloğlanı anlattım; büyüdüğünü söyledim. Ve bundan sonra meme yerine onunla oynayacağımı... Bunu anneme anlattığımda annemin ağzı yukarıya doğru kıvrıldı. Bu beğenmediğini gösteren ifadesidir. Senden ayrılmıyor ki dedi, ama memeler bendim onun için; benim kokum, tadım canım, kanımdı. Metaforik anlamda bir ayrılıştı bu... Annem memelere "kaka" dememi tercih ediyordu; oysa ben kendimi oğluma kötülemeyi, benden tiksinmesini içime sindiremiyordum. Memeden ayrılış onun büyüdüğünün bir işareti olmalı, onun için keyifli yeni bir maceranın başlangıcı olmalıydı. İlk gün inanılmaz iyi geçti. Gece dörtte kalktığında oyun oynamak istedi, sonra su istedi ve ona kitap okumamı. Ama bugün bir krizle karşı karşıya geldik. Ve dün ikimiz de anlayamamışız. Bugün ikimizin de idrak günüydü, ayrılmanın zorluğu. Onun krizinden sonra taş gibi memelerim oturdu içime...Ama ikimizde de bir olgunluk var sanki. Bende anneliğin zorlu aşamalarından birini atlatmanın onda özgürlüğe doğru yol almanın olgunluğu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4988717332276925830?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4988717332276925830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4988717332276925830' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4988717332276925830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4988717332276925830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2010/05/memelerimde-biriken-sut-huzne-donustu.html' title='memelerimde biriken süt hüzne dönüştü; içime akıyor...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-5169032436601287271</id><published>2009-12-02T03:21:00.000-08:00</published><updated>2009-12-02T03:33:18.950-08:00</updated><title type='text'>Ne çok insan var bir kadında; bir kadında kaç rol, kaç kimlik, kaç zaman, kaç bilinç; kaç parçaya bölünüyor beden?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SxZODgJHTII/AAAAAAAAAG8/GNQ3AW409OE/s1600-h/Kad%C4%B1n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 294px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SxZODgJHTII/AAAAAAAAAG8/GNQ3AW409OE/s320/Kad%C4%B1n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410597824406965378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-5169032436601287271?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/5169032436601287271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=5169032436601287271' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/5169032436601287271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/5169032436601287271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/12/ne-cok-insan-var-bir-kadnda-bir-kadnda.html' title='Ne çok insan var bir kadında; bir kadında kaç rol, kaç kimlik, kaç zaman, kaç bilinç; kaç parçaya bölünüyor beden?'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SxZODgJHTII/AAAAAAAAAG8/GNQ3AW409OE/s72-c/Kad%C4%B1n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8573765512162537673</id><published>2009-07-15T08:28:00.000-07:00</published><updated>2009-07-15T14:17:07.304-07:00</updated><title type='text'>anne-kız konulu fotoğraf yarışması...</title><content type='html'>the association for research on mothering, 2008-2009 anne-kız konulu fotoğraf yarışması sonuçlarını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim en çok beğendiğim fotoğraf birinci gelen; kızını yemek yerken seyreden annenin fotoğrafı, annenin kızını çaktırmadan, onun kendini doyurmasını ona karışmadan ama bir yandan içinde hafif bir endişe barındırarak seyredişi. yiyeceğin değerli olduğu, yaşamın bir mücadeleye dönüştüğü ve bundan en çok çocukların ve kadınların etkilendiği bir coğrafyada anne kızını doyurabilmenin mutluluğunu yaşıyor, bir yandan da bunu sürdürebilmeyi umuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/Sl333xG8xRI/AAAAAAAAAG0/bjspzbklY2o/s1600-h/odehSmall.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/Sl333xG8xRI/AAAAAAAAAG0/bjspzbklY2o/s320/odehSmall.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358711669088109842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1st Prize – “mother watches daughter feed - breijing refugee camp, chad” by omar odeh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer iki fotoğraf için &lt;a href="http://www.yorku.ca/arm/Contest08Announcement.html"&gt;ARM&lt;/a&gt;'in sayfasına bakabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8573765512162537673?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8573765512162537673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8573765512162537673' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8573765512162537673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8573765512162537673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/07/anne-kz-konulu-fotograf-yarsmas.html' title='anne-kız konulu fotoğraf yarışması...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/Sl333xG8xRI/AAAAAAAAAG0/bjspzbklY2o/s72-c/odehSmall.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-511805532275974094</id><published>2009-05-12T22:55:00.000-07:00</published><updated>2009-05-12T23:44:49.053-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>uyuyan güzele beyaz atlı prens yetiştiren külkedisi anne...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SgpohpJ0SsI/AAAAAAAAAGU/xCRTX4vqVOk/s1600-h/sandersonruthcinderellarn9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SgpohpJ0SsI/AAAAAAAAAGU/xCRTX4vqVOk/s320/sandersonruthcinderellarn9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335191635765775042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;colette dowling, &lt;a href="http://www.simurg.com.tr/default.asp?shop=2&amp;page=show&amp;action=65019"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;dişilik kompleksi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı kitabında külkedisi kompleksi olarak adlandırdığı kadının bağımsızlık isteği ile himaye gereksinimi arasındaki dilemmayı gözler önüne serer. kadınlardaki ruhsal yılgınlık ve yorgunluğa bu iç çatışmanın neden olduğunu belirtir. çatışma enerjimizi yiyip bitiriyordur. ayaklarımız üzerinde duran, bağımsız, özgür kadınlar olduğumuzu zannederken, içimizdeki seste bir mutsuzluk, bir tatminsizlik hissediyorsak gerçekte tam da bağımsız olmadığımızı, sorumluluğumuzu tam olarak üstlenmediğimizi düşünmenin zamanının geldiğini söyler dowling. dowling, yüksek kademelerde çalışan, bekar, başarılı kadınların bile günün birinde çalışmak zorunda kalmamayı hayal ettiğini, kendi sorumluluklarını alacak bir erkeği düşlediklerini vurguluyor. bu yüzden bu kadınlar yalnız kaldıkları için mutsuzdurlar; hayatlarını çalışmakla mı geçireceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlar kendilerini bağımlı olmak için zorlarlar; kendi özgürlüklerinin önünü "mutluluğu" buldukları sıcak evlerinde&lt;br /&gt;kendilerini güvende hissetmek uğruna keserler. onun için telaşla örümceğin ağını ördüğü gibi gündelik hayatta işlerinin yanında ev işleri çocuk ve eşle ilgilenir; oradan oraya koşar dururlar. çünkü kadın tam olarak özgür ve bağımsız olmaktan korkar; çünkü öyle yetiştirilmişlerdir. gerçekten de çocukluğumuz bu masallarla geçti. hepimiz kurtarılmayı bekleyen birer uyuyan güzel, rapunzel, külkedisi olmadık mı? kurbağayı öpünce beyaz atlı prense dönüşmedi mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dowling, kadının öncelikle parayla olan ilişkisini sorgulamasını öneriyor; para erildir; kadın para kazanır ama onu yönetmesini erkek kadar iyi bilemez; her gün hesabını yapan, bilen, kazandığı kadar harcayan kişinin sağlıklı bir ruh haline sahip olduğunu vurgular:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"insanın hesabını günbegün bilmesi yalnızca iyi bir mali politika değil, aynı zamanda iyi bir duygusal politikadır. böyle bir şey, gerçeklikle günbegün hatta anbean temas kurmak anlamına gelir. çocuklara ya da birlikte yaşadığım adama karşı içimde bir öfkenin birikmesine yol açmamak anlamına gelir. çöküntüye uğradığım zaman, her şeyi gözden geçirmek anlamına gelir: neler oluyor burada? enerjim nereye gidiyor? nelerden zevk alıyorum? harcadığım enerji, zevk gelirimi karşılıyor mu, yoksa bir dengesizlik mi var? elime geçenden daha fazlasını mı harcıyorum? eğer öyleyse elime daha fazlasının geçmesini nasıl sağlayabilirim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağımlı kadınların bağımlı çocukları olacağından söz eder dowling. bağımlı anne, hayattan korkan anne, korkak çocuklar yetiştirir; günün birinde kendilerini kurtaracak birini bekleyen yetişkinler... hiçbir zaman tam olarak büyüyemeyen, birer ergen kalmaya mahkum yetişkinler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-511805532275974094?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/511805532275974094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=511805532275974094' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/511805532275974094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/511805532275974094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/05/uyuyan-guzele-beyaz-atl-prens.html' title='uyuyan güzele beyaz atlı prens yetiştiren külkedisi anne...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SgpohpJ0SsI/AAAAAAAAAGU/xCRTX4vqVOk/s72-c/sandersonruthcinderellarn9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-3270952277349071257</id><published>2009-05-10T12:52:00.000-07:00</published><updated>2009-05-12T23:46:47.192-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cynthia peters'/><title type='text'>anneler günümüz kutlu olsun...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bgst.org/keab/cp20080323.asp"&gt;Vulgar Bir Çağda Ebevenylik / Anneler Günü Kutlu Olsun&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-3270952277349071257?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/3270952277349071257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=3270952277349071257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3270952277349071257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3270952277349071257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/05/anneler-gunumuz-kutlu-olsun.html' title='anneler günümüz kutlu olsun...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8334586995725779535</id><published>2009-03-12T22:43:00.000-07:00</published><updated>2009-03-14T12:17:31.437-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminist haber'/><title type='text'>feminist aday</title><content type='html'>beyoğlu belediye başkanlığın bağımsız adayı feminist anne ülfet taylı'nın internet adresi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http:&lt;a href="http:////www.feministaday.com/"&gt;//www.feministaday.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8334586995725779535?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8334586995725779535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8334586995725779535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8334586995725779535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8334586995725779535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/03/feminist-aday.html' title='feminist aday'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-2166422085419928362</id><published>2009-03-05T04:37:00.000-08:00</published><updated>2009-03-14T12:22:59.288-07:00</updated><title type='text'>dişil yazın atölyesi</title><content type='html'>écriture féminine yani dişil yazı(n) dişinin kendini ifade edebileceği bir yazı  olarak tanımlanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;manifesto niteliğindeki metni helene cixous tarafından 1971 yılında yazılan "medusanın gülüşü" olarak kabul ediliyor. cixous, bu metinlerin tam bir tanımının verilemeyeceğini söyler. yani tamamen her "kadın"ın kendini ifade etmesine bağlı olarak son derece öznel yazılardır. écriture féminine denemelerimin yer aldığı blogum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://disilyazinatolyesi.blogspot.com/"&gt;http://disilyazinatolyesi.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;feministanne@gmail.com adresine siz de denemelerinizi yollayabilirsiniz. böylece bir dişil yazın birikimi sağlanabilir. haydi siz de çıkınızı açın bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-2166422085419928362?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/2166422085419928362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=2166422085419928362' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/2166422085419928362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/2166422085419928362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/03/disil-yazn-atolyesi.html' title='dişil yazın atölyesi'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-1573170414268511416</id><published>2009-02-26T14:19:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T01:54:21.846-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazılarım'/><title type='text'>Ey meme sen nelere kadirsin!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SacVrwV-yYI/AAAAAAAAAGA/dYXq8MnsETI/s1600-h/FridaKahloMyNurseAndI.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 304px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SacVrwV-yYI/AAAAAAAAAGA/dYXq8MnsETI/s320/FridaKahloMyNurseAndI.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307234527335074178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan tarihinde kadın memesi gibi birçok stratejiye tabiî olan bir başka insan organı daha yoktur herhalde. Bu meme ne menem bir şeydir ki ona sahip olan “kadın” dışında herkesin üzerine bir lafı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bir psikanaliz külliyatı bebeğin annesinin memesiyle olan ilişkisini insanın psikolojik gelişiminin kaynağı olarak belirler. Freud, bu ilişkiyi bir cinsel haz kaynağı olarak ele alırken, nesne ilişkileri kuramının öncülerinden Melanie Klein, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Haset ve Şükran&lt;/span&gt; adlı yapıtında kuramını iyi meme ve kötü meme üzerine kurar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni anne olmuş bir kadının yavrusunun sağlıklı bir ruh sağlığına sahip olmasının memesiyle olan ilişkisine bağlı olduğunu bilmesinin üzerinde nasıl bir baskı oluşturabileceğini tahmin etmeniz zor olmasa gerek. Tam da bu noktada bir de anne ile bebeğin ilişkisini düzenleyen tüm bir pediatri bilimi devreye girer. Çocuk uzmanları saatli emzirmeyi ya da işaretle emzirmeyi savunan değişik ekollere ayrılmıştır.&lt;br /&gt;Annenin bebeğini hangi aylarda ne kadar (“cc” gibi belirli ölçüler çerçevesinde), ne sıklıkla (saatte bir ya da iki, iki buçuk saatte bir gibi) emzireceğini söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm tıp camiası ilk altı ay mutlaka annenin bebeğini emzirmesi gerektiğini vurgularken; psikanaliz bebeğin memeyle ilişkisinin psikolojik açıdan önem taşıdığını belirtirken kamusal alanın ve çalışma sektörünün neden buna göre düzenlenmediği; neden anne olmuş, bebeğini beslemek isteyen kadının eve itildiği bilinmez?!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meme tüm bir pornografi endüstrisinde beslenme ve ruhsal tatmin kaynağından haz kaynağına dönüşür. Burada cinsel bir metadır. Eril kültürün memeyi tüketim biçimidir. Tüm bir estetik endüstrisi meme üzerine kuruludur. Meme dönemin yaratılan ölçütlerine göre silikonla büyütülür ya da kesilip biçilir. Memelerin saklanmasını buyuran ve bunun için sutyeni icat eden iç çamaşırı endüstrisi ve moda memeyi giydirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın bedeninin nasıl olması gerektiğini söyleyen estetik ve giyim endüstrileriyle kadına ait organın işlevleri üzerine fikir sahibi olan tıp ve psikanaliz yanında kadın nerededir? Memesine neden sahip çıkmaz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın memeleri çıkmaya başladığı andan itibaren onları kaybeder. Birer emanet, eril kültürün değerlerinin simgeleriyle ağırlaşmış, haz uyandırma potansiyeline sahip olduğu için utanılması, saklanması gereken birer fazlalığa dönüşür memeleri. Genç kadın için güzel olma ölçütleri belirlenmiş, güzelse gurur veren ve belli ölçülerde sergilenebilir, değilse birer derttir memeleri. Anne için ise yavrusunu doğru ve uygun nasıl besleyeceği dikte edilen birer organ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim mememle tanışmam emzirmeyle başladı diyebilirim; ilk zamanlarda neredeyse yirmi dört saat bebeğimi besledim, acıyan uçlarına krem sürerken, elektrikli pompayla süt boşaltırken organımı yeniden keşfettim, kanıksadım, sevdim. Sanırım bebeğimizi emzirip emzirmeyeceğimizi, emzireceksek ne zaman, ne kadar emzireceğimizi kimse bizden daha iyi bilemez. Tüm bu yabancılaştırma stratejilerine karşı “kadın”ın direnmesi gerektiğini düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-1573170414268511416?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/1573170414268511416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=1573170414268511416' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1573170414268511416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/1573170414268511416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/02/ey-meme-sen-nelere-kadirsin.html' title='Ey meme sen nelere kadirsin!'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SacVrwV-yYI/AAAAAAAAAGA/dYXq8MnsETI/s72-c/FridaKahloMyNurseAndI.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-6079283998761096280</id><published>2009-02-16T03:48:00.000-08:00</published><updated>2009-02-19T00:28:35.598-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminist haber'/><title type='text'>beyoğlu'nun belediye başkanlığı'na aday feminist bir anne</title><content type='html'>önümüzdeki yerel seçimlerde beyoğlu'nun belediye başkanlığı "seçim için feminist kolektif oluşumu" bağımsız adayı ülfet taylı bir erkek çocuk annesi feminist bir kadın... tam bir mor rüyaya dalıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyin oğlu, beyoğlu, gecesi ayrı gündüzü ayrı, içi beni dışı seni yakar bir semt. oğlumu bir kere götürebilme fırsatımın olduğu ama istanbul'a geldim geleli eski gençlik mekanlarımı özlediğim ki şimdi çok değişti, ortaokuldan beri zamanımım çoğunu geçirdiğim semt. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşlüyorum; ülfet taylı başkan seçilmiş; bir pozitif ayrımcılık hakim bölgeye; merkezde yaşamak, şehre doyasıya dokunmak isteğimiz sonunda gerçekleşmiş oraya taşınmışız; çünkü bölge artık çocukla yaşanabilir hale gelmiş; bebek arabası için yer ayrılmış; en ufak boş yere çocuk parkı kurulmuş, çiçek, çim ekilmiş. portatif emzirme ve alt değiştirme kabinleri konulmuş. gece arka sokaklar dahi aydınlatılmış, geceleri yazlık bir kasabanın mesire yeri gibi güvenli ve tertemiz, çöpçüler sabah akşam faaliyette:))   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eminim kadın eli değse sana, "hanım evladı" olmakla insanca yaşanan bir yer haline dönüşeceksin bey oğlu. üç çocuk yapın diyen bir başbakanı olan bir ülkenin kadın ve çocuklara kamusal alanda zerrece yaşam hakkı tanımaması ne kadar ironik oysa. acaba girin evlerinize, yaşayın kapalı kapılar ardında mı denmek isteniyor diye sormadan edemiyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umarım bu girişim düşlerimizin gerçekleşmesi yolunda bir ışık, bir umut olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-6079283998761096280?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/6079283998761096280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=6079283998761096280' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6079283998761096280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6079283998761096280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/02/beyoglunun-belediye-baskanlgna-aday-bir.html' title='beyoğlu&apos;nun belediye başkanlığı&apos;na aday feminist bir anne'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-6805975538941861248</id><published>2009-02-12T03:56:00.000-08:00</published><updated>2009-02-23T12:18:00.119-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irigaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>irigaray'ın erkek çocuk yetiştiren annelere öğüdü...</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;ben sen biz&lt;/span&gt;'i okuyorum hala; irigaray,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annelerin kız çocuklarına erkek çocuklar gibi yapmayı öğretmemelerini, aksine erkek çocuklarını cinsel olarak erkek kimliklerini koruyarak kız çocuklarınınkiyle aynı toplumsal erdemlere sahip olacak şekilde eğitmelerini öğütlüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedir bu toplumsal erdemler? sessiz ve sakin olmak, kısık sesle konuşmak, savaşçı ve gürültücü oyunlar oynamamak, başkalarına karşı nazik olmak, sabırlı ve alçakgönüllü olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray, freud'a dayanarak eril cinselliğin gerginlik, boşalma ve rahatlamadan oluşan bir yapıya sahip olduğunu  belirtir. bu tarz bir cinselliğe karşılık gelen kültürel manzara savaş ve saldırganlıktan ibaret oluyor. işte bunu önlemenin tek yolu erkek çocuklarını farklı yetiştirmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;savaşı eleştiriyoruz ama çocuklarımız hala savaş oyuncakları ve oyunlarıyla büyüyor (örneğin şu anda aklıma gelen 'star wars-yıldız savaşları' filmi ve oyuncakları (ışın kılıcı!!!) ne kadar masum görünürse görünsün tüm bunlar saldırgan davranışların ve imgelerin artmasına neden oluyor. üstelik çocukların ve yetişkinlerin zihninde barış ve önemi konusunda bir bilincin oluşmasını güçleştiriyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-6805975538941861248?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/6805975538941861248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=6805975538941861248' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6805975538941861248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6805975538941861248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/02/irigarayn-erkek-cocuk-yetistiren.html' title='irigaray&apos;ın erkek çocuk yetiştiren annelere öğüdü...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4187599411589009465</id><published>2009-01-25T09:17:00.000-08:00</published><updated>2009-02-08T12:31:12.591-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlüğüm'/><title type='text'>"anne" olma durumu üzerine düşünceler-güneş yanığı bir fotoğraf...</title><content type='html'>&lt;em&gt;8 Şubat 2009, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"anne"; "annelik ne de yakışmış", "ne güzel bir anne olmuşsun yavrum" v.b: bu sözleri duyduğum zaman tüylerim diken diken oluyor; ürperiyorum. bebeğimi ve beni görmeye gelenlerin ağzından dökülen bu tek kelimeye geçmişte yüklemiş olduğum anlam yeniden canlanıp "ben" dediğim kurguya eklemlenirken zorlanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni yoran daha çok bana katılıp beni çoğaltan halkalardan hafifleyip eski yapabilirliklerime kavuşma değil yeni katmanlarıma yüklediğim anlamlarla uzlaşma çabası. o "anne" sözcüğündeki yavan, pelteleşmiş tat;  sinmiş, bezmiş, silik silueti. içimi ezen herkese verme hali; o herkesi koruyan, gözeten, yediren, doyuran, dinleyen, etrafta gıdaklayan tombul anaç tavuk... hep başkaları için bir şeyler yapan, kendi ortalıkta olmayan hayalet... her şeyden önce anne olma hali; kimliğini yutan, öğüten tek bir potada eriten durum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray okumalarım yardımıma koşuyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eril kültürdeki annenin bedeninden ve kendisinden sonsuz faydalanılabilirlik anlayışının ne kadar yanlış olduğunu söylemesi. fedakar anne imgesi; anaç, kendisini çocuklarına adamış, kendi yaşam alanı olmayan. aa anne var "annecik" var diyerek kendine ait yaşamı olan anneler kınanmaz mı? annelik baskısını hangi kadın hissetmemiştir; hangi kadın çocuğuna yetip yetmediği, "iyi" anne olup olmadığı konusunda kendini sorgulamamıştır ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir fotoğraf, bir akşamüstü, yaz; &lt;br /&gt;muhtemelen etraf patlıcan, biber ve kabak kızartması kokuyor; cırcır böcekleri ötüyor; hafif bir meltem;  merdiven basamağına oturmuş güneşten bronzlaşmış iki küçük kız ve anneleri. güzel, içten gülümsemesiyle fotoğraf makinasının merceğine bakan anne yorgun ama mutlu ve huzurlu görünüyor. hangi anne yazın yazlıkta dinlenebilir ki, kızlarını denize götürmüş sonra yıkanılmış, giyinilmiş ve yemekten önce hava almaya dışarı çıkılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden tüm annelik kavramına yüklenen, yüklediğimiz çerçöpten sıyrılarak yalnızca o akşamüstü için, yalnızca kızlarını yıkayıp giydirdiği için irigaray'ın dediği gibi eril kültürden doğal ve tinsel bedenini borçluluk duymadan tüketmesini öğrendiğimiz anneye şükranlarımızı dile getiremiyoruz ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;annenin kendine ait odası olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve neden "anneler ve kızları  kültürlerimizde ancak anneler kabilesine dahil olmalarını sağlayacak sınavda başarılı olduktan sonra bir araya gelebilirler"? (108-109)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4187599411589009465?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4187599411589009465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4187599411589009465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4187599411589009465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4187599411589009465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/01/anne-olma-durumu-uzerine-dusunceler.html' title='&quot;anne&quot; olma durumu üzerine düşünceler-güneş yanığı bir fotoğraf...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4163218249338898245</id><published>2009-01-13T06:57:00.001-08:00</published><updated>2009-02-23T12:18:22.665-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irigaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>anne-kız</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SXyR5o19mcI/AAAAAAAAAFU/ktOjv9FtKOw/s1600-h/1_girl_in_rain.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SXyR5o19mcI/AAAAAAAAAFU/ktOjv9FtKOw/s320/1_girl_in_rain.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295267681283185090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;fotoğraf: julie harris&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evde elimde okuyacak iş yoksa, yangından mal kaçırır gibi kendime ayırabildiğim zamanlarda (tuvalette, herkes yattıktan sonra bedenimdeki ağrılarla kendimi salondaki kanepeye attığımda, gündüz oğlum uyurken bilgisayar başında) yaptığım okumalarımın muhakkak bir kısmı feminizm ve feminist annelik üzerine oluyor. yine irigaray ile devam ediyorum. irigaray, ataerkil, fallus egemen düzenin kısırdöngüsünden çıkmanın, kız çocuklarına bir düşünce ya da tin olanağını kazandırmanın çaresini anne-kız çocuğu ilişkilerinin gelişiminde buluyor; birkaç pratik öneri vermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray'ın bazı önerileri anne ile kız arasındaki dil kullanımlarıyla ilgili.  bunlar bizim toplumumuza uymuyor; fransızcada dişil ve eril ayrımı var; buna göre dişil "article"ını alan kelimelerle eril "article"ını alan kelimeler arasında hiyerarşik bir sınıflama var. ayrıca zamirler bu anlamda sorunlu. örneğin "ayşe ile ahmet sinemaya gitti" cümlesini üçüncü çoğul zamirle "onlar sinemaya gitti" şeklinde söylerken "ils" yani erkek üçüncü çoğul zamiri kullanılıyor; irigaray, kız çocuklarıyla anneleri konuşurken bu ayrımları azami kullanmalarını, dişil üçüncü zamirlere ağırlık vermelerini önerir. ama türkçede böyle bir kullanım olmamasına rağmen diğer bütün diller gibi o da eril, yani kadının deneyimlerini ifade etmesi için oldukça kısır; bu anlamda biz de annelerimizle, kız kardeşlerimizle, yakın arkadaşlarımızla ve kızlarımızla aramızda bir kadın dili oluşturabiliriz. kendimizi bu dilde yazarak ifade edebiliriz. mesela ben günlüğümü yazarken yeni kelimeler icat edip onları kullanabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray'ın bunlar dışındaki bazı önerilerin oğlumla ilişkimde bazılarını annemle ilişkimde uygulamayı düşündüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. yaşama ve beslenmeye bir kez daha saygı duymayı öğrenmek. bunun anlamı, anneye ve doğaya saygıyı yeniden kazanmaktır. tüm borçların yalnızca parayla ödenemeyeceğini ve tüm besinlerin satın alınamayacağını genellikle unutuyoruz. bu durum, açıkça erkek çocuklarını da ilgilendiriyor, ama dişil bir kimliğin yeniden keşfi için kaçınılmaz. (bence insan merkezli bakışı sorgulayabilmek adına bir annenin oğluna mutlaka öğretmesi gereken en önemli mefhum doğaya saygı, insan dışındaki diğer canlara saygı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.her evde ve halka açık yerlerde, anne-kız çocuğu çiftinin (reklam içermeyen) çekici görüntüleri yer almalıdır. (...) ayrıca kendilerinin kız çocuklarıyla ya da anneleriyle çektirdikleri fotoğrafları asmalarını salık veririm. (ben salonuma annem, kız kardeşim ve benim birlikte küçükken çektirdiğimiz fotoğrafı koydum bile:) yazlıkta bahçedeki merdivenin bir basamağına üçümüz sırayla dizilmişiz. annem genç ve güzel, denizden sonra bizi yıkamış güzelce giydirmiş, akşamüstü hava almaya çıkartmış, beş-altı yaşlarındayız. fotoğrafı bulmam, kütüphanenin bir köşesine yerleştirmem ve bu esnada fotoğrafı incelemem bile annemin, arka arkaya doğurduğu bize nasıl baktığı, bizimle ilişkisi üzerine az da olsa düşünmemi sağladı bile. (bu konuyla ilgili günlüğüme bir şeyler karalayacağım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. anne kadının, çocuk kadınla konuşması, dişil dilsel biçimler kullanması, her ikisini de ilgilendiren konulardan söz etmesi, kendisi hakkında konuşması ve kızlarından da aynı şeyi yapmasını istemesi, soyağacını, özellikle kendi annesiyle ilişkisini gündeme getirmesi, kızına günümüzde kamusal kişilik haline gelmiş ya da tarihte ve mitolojideki kamusal kişiliğe sahip kadınlardan söz etmesi (bence çok önemli bir konu; çocuklara masal anlatırken bu kahramanlar kullanılabilir).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4163218249338898245?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4163218249338898245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4163218249338898245' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4163218249338898245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4163218249338898245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/01/anne-kz.html' title='anne-kız'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SXyR5o19mcI/AAAAAAAAAFU/ktOjv9FtKOw/s72-c/1_girl_in_rain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-9208164368633587896</id><published>2009-01-08T04:33:00.001-08:00</published><updated>2009-02-23T12:18:38.412-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irigaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>farklılık kültürü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWyrNx0LnmI/AAAAAAAAAE8/M__NjarvXNQ/s1600-h/Mother%26Child.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 232px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWyrNx0LnmI/AAAAAAAAAE8/M__NjarvXNQ/s320/Mother%26Child.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290791915452341858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;resim: hilary hunt amaro&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray okumalarıma devam ediyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gebelikte plesantanın işleyişinin doğru olarak anlaşılmasıyla kültürün dayanaksız, işine geldiği gibi yarattığı imgelerin nasıl çürüdüğü görülüyor. irigaray, kitabın bir sonraki bölümünde farklılık kültürünü annenin (kadının) bedeninin nasıl barındırdığına vurgu yapmaya devam ediyor: "dişil bedenin ayırt edici özelliklerinden biri, canlı organizmalardan birinin hastalanmasına, ölmesine ya da reddedilmesine neden olmadan ötekinin kendi içindeki gelişimine hoşgörü göstermesidir" (47).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anne, bedeninde erkek ve kız çocuklara eşit yaşama şansı tanırken, eril kültür bu saygı düzeninin tam tersi işler. dişil beden farklılığa saygıyı üretirken, ataerkil kültür öteki cinsiyetin katkılarını, ötekinin bedenini dışlar; öteki konumundaki kadın irigaray'ın da dediği gibi doğal bir alt tabaka konumundadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, eril kültür biyoloji kaynaklı açıklamaları yadsıyor, bu, irigaraya'a göre erkek-tanrıların egemenliklerini kurduğu (tek tanrılı dinler- bu konu hakkında fatmagül berktay'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;tek tanrılı dinlerde kadın&lt;/span&gt; adlı kitabı muhteşemdir; okumalarım bölümünde bu kitaptan bahsedeceğim) kültürel saflığa dönmek olur. bu dönemde babanın cisminde olan erkek çocuğu yücedir. dolayısıyla meryem ve isa ikonunda görüldüğü gibi anne-oğul ilişkisi kutsaldır;  farklı olanlar, yani babaya benzemeyen kadınlar ve kız çocukları, evlerde, peçelerin ardında utanç içinde saklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;maalesef günümüzde hala irigaray'ın da belirttiği gibi kadınların öznel bir konum elde edebilmeleri için farklılıklarının tanınmasını sağlamaları gerekir. burada en can alıcı nokta "farklılık" sözcüğünde. çünkü kadınlar erkeklerle eşit değildir ve de olamaz. farklıdırlar!!! birçok kadın, kendini feminist olarak tanımlayanlar da dahil erkeklerle eşit olma uğruna neredeyse tüm dişil öznelliklerinden vazgeçme eğilimindedir. oysa bu, bir kimlik yitimi olur ve irigaray'ın da belirttiği gibi cinsiyetli kültürü yoksullaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray'ın da dediği gibi kadınların "içlerindeki ötekine saygı göstererek ve aynı saygıyı toplumdan isteyerek, kendilerini geçerli özneler, bir anne ve bir babanın kız çocukları olarak onaylamaları gerekir". (48-49)&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-9208164368633587896?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/9208164368633587896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=9208164368633587896' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/9208164368633587896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/9208164368633587896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/01/farkllk-kltr.html' title='farklılık kültürü'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWyrNx0LnmI/AAAAAAAAAE8/M__NjarvXNQ/s72-c/Mother%26Child.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-506743793754087673</id><published>2009-01-07T17:18:00.000-08:00</published><updated>2009-02-23T12:18:49.922-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irigaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>annelik düzeni</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWVUsJkLjSI/AAAAAAAAAEc/ShZPnt2eAqA/s1600-h/10s.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 253px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWVUsJkLjSI/AAAAAAAAAEc/ShZPnt2eAqA/s320/10s.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288726454875163938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;luce irigaray, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;ben sen biz&lt;/span&gt; adlı kitabının “annelik düzeni” başlıklı bölümünde psikanalizde bebeğin kendini anneden ayrı görmediği, bir kaynaşma ilişkisi yaşadığı, bebeğin anneden ayrışmasının ancak üçüncü kişi olan babanın ve dilin düzenine girmesiyle olabileceği yargısını anne karnında anneyle bebeğin plasenta sayesinde çoktan ayrışmış bir ilişki yaşadıklarını ileri sürerek çürütüyor.  anne karnında üçüncü kişinin fonksiyonunu plasenta oynar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önce plasentanın ne olduğunu vikipedia’dan alıntılayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“besin maddelerini anneden alabilmek için, embriyo hücrelerinden bir kısmı plasentayı oluştururlar. plasenta anneyle bebek arasındaki besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişini sağlayan yapıdır. plasenta yeni hücre gruplarının yani dokuların oluşması için gerekli olan besinleri ve oksijeni özenle seçer ve bunları bebeğe taşırken, atık maddeleri ayırarak onları da annenin vücuduna gönderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;plasenta anne ve cenine ait iki dolaşım sistemini kusursuzca ayırır. gazlar, besin maddeleri ve atıklar anne ve ceninin kanları arasında değiş tokuş edilir. fakat amniyon sıvısı ve ayrı dolaşım sisteminden oluşan bu fiziksel bariyerler bebeğin hayatta kalması için yeterli değildir. bunlar ancak kısmen başarılı olabilir.&lt;br /&gt;plasentanın yapısına daha yakından bakıldığında, bu duvarı oluşturan trofoblast hücrelerinin kan için özel olarak tasarlanmış bir bariyer oluşturdukları görülür. embriyo, annenin dokularıyla çok yakın bir bağlantı içindedir. Bir yandan anneden gelen kanın içindeki maddelerle beslenirken, bir yandan da annenin savunma hücrelerinin tehtidi altındadır. çünkü embriyo annenin vücudunda düşman kabul edilebilecek yabancı bir madde gibidir. dolayısıyla besinlerle birlikte anne kanındaki savunma hücrelerinin embriyoya ulaşmaması son derece önemlidir. ancak plasenta, annenin kanında bulunan savunma hücrelerinin embriyonun tarafına geçmesini engelleyen özel bir tasarıma sahiptir. annenin kanından alınan oksijen, besin maddeleri ve mineraller bu ince aralıklardan geçerek embriyoya ulaşır. ama savunma hücreleri daha büyük oldukları için bu aralıklardan geçmeyi başaramazlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;irigaray, helene rouch adında bir biyoloji öğretmeniyle söyleşerek konuyu ele alıyor. rouch, gebeliği başarılı bir organ nakline benzetiyor; ama daha da önemlisi rouch, anne ile bebek ilişkisini ben ve öteki boyutuna taşıyor ve plasentanın anne ve bebek arasında oluşturduğu hoşgörü mekanizmasını vurguluyor. bildiğimiz organ naklinde öteki olan organ, alıcının bağışıklık sisteminin reddetme mekanizmasını harekete geçirir; oysa gebelikte anne ötekiyi fark ettiğinde plasenta iki tarafı da koruyacak etmenleri devreye sokar. plasenta annenin ötekiyi tanımasını bastıran, önleyen otomatik olarak koruyucu işlevi gören bir mekanizma değildir. yani anne bir öteki olduğunu bilir ve onu hoşgörüyle kendine zarar vermeyecek bir şekilde kabul eder. hele hele bebek, anneyi tüketen bir parazit asla değildir. irigaray, bu ilişkiyi düzenli bir yapı olarak görür ve kaynaşma durumunda olmayan, birine ve ötekine saygı duyan bir yapı olarak betimler. yani aslında der irigaray “psikanalizde olduğu gibi ataerkil imgelemin çoğu kez bir bütünleşme, bir kaynaşma olarak sunduğu bu ilişkiler, aslında son derece örgütlü ve anne ile bebeğin yaşamına saygılı ilişkilerdir” (40).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dolayısıyla eril imgelemde var olan şu meşhur ana karnına dönme, anneyle bütünleşme, anneden ayrılma travması, anneyle bütünleşme arzusu gibi imgelerin ne kadar da asılsız olduğu görülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de kozmetik endüstrisinin plasentadan elde ettiği olağanüstü kâra değiniyor irigaray. anneye plasentanın nerede kullanılmak istendiği sorulmaz; irigaray, en azından bunun annenin çocuğa sunduğu bu armağanın, ticari ataerkil sistemin hiç hesaba katmadığı çocuğun anneye ödemek zorunda olduğu borcun simgesel olarak belirtilmesini sağlayabileceğini belirtir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-506743793754087673?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/506743793754087673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=506743793754087673' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/506743793754087673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/506743793754087673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/01/annelik-dzeni.html' title='annelik düzeni'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWVUsJkLjSI/AAAAAAAAAEc/ShZPnt2eAqA/s72-c/10s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4208753916795670616</id><published>2009-01-05T15:16:00.000-08:00</published><updated>2009-01-05T17:14:02.479-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlüğüm'/><title type='text'>dışarıdan içeriye zorunlu kapanışta oksijen umudu: annem...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWKl9ezL-WI/AAAAAAAAAEU/HIsAgizPNmA/s1600-h/Maurin-Mother+%26+Daughter.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWKl9ezL-WI/AAAAAAAAAEU/HIsAgizPNmA/s320/Maurin-Mother+%26+Daughter.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287971388144744802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;6 Ocak 2009, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;entelektüel kadınların anne olduktan sonra yaşadıkları azap sanırım birbirine benzerdir. maddi ve ailevi durumuna göre özgürlük alanlarının çapı değişir ama "anne" metamorfozu sırasındaki deneyimler benzeşiyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada entelektüel kadın klişesinden anladığım okuyan, avrupayı görmüş, geçirmiş, özgürlüğüne düşkün, belki birkaç sene yalnız başına avrupanın bir şehrinde yaşamış hem de yüksek lisans tezi yazmış, belki de akademinin kapılarını zorlamak adına yurda dönünce bir tane daha yazmıştır; ama akademinin ne menem bir eril iktidar kalesi olduğunu deneyimledikten sonra aman aman deyip kaçmış, kendi gibi cinsiyetçi değerlere pas vermeyen bir sevdiceğizini, canısını bulmuş evlenmiş; belki de evlilik ilişkisinin geleneksel boyuttan çok daha farklı olabileceğini deneyimlemiştir. kendi parasını kazanmanın sarhoşluğunu yaşamış; bu sarhoşluk da uzun sürmemiş hamileliğinin sonlarına doğru patronu onu eve göndermiş, böylece iş hayatında kadın olmanın ne olduğunu öğrenmiştir;  hülasa düşe kalka da olsa annesinden ayrı ayakta kalabileceğini hem de bundan müthiş keyif alabileceğini kendine ve ona ispatlamış bir kadınımızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taaa kiii anne olana dek. işte bu noktada hür bir kelebek gibi uçuşan, kitapların sayfalarında aylaklık edip, sevim burak, salomé, bachmann sayıklayan özgür kadınımız annesinin kucağına tıpış tıpış döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşamının part 2'si başlar; tutsaklık:&lt;br /&gt;anneyle barışma süreci mi?? kendini bulma mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hamileyken hissediyordum sanırım yardıma ihtiyacım olacaktı... hamileliğimin sonunda maddi özgürlüğümü yitirişimle başlayan özgürlüğümün kısıtlanması haberciydi buna. tek başıma yapamaz mıydım? evden çalışıp bebeğime bakabilir miydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğumdan sonra yardımın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. şanslıyım annem ve anneannem yanımdaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama entelektüel kadın, o ukala, bilgiç, bilmiş, kendi kendine tek başına yapabilme çabalarına dönüyor, zorlanıyor ama kafası rahat olsun istiyor, bildiğini yapıyor olmanın verdiği mutluluk. ve fakat entelektüel kadını yalnızca annelik tatmin etmiyor, çalışmak, üretmek, okumak istiyor. eve iş aldım. yardıma ihtiyaç, yeniden yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yudum hava için muhtaç olmakla, kendinle, anneyle barışmak gerek. peki nasıl?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4208753916795670616?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4208753916795670616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4208753916795670616' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4208753916795670616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4208753916795670616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2009/01/dardan-ieriye-zorunlu-kapanta-oksijen.html' title='dışarıdan içeriye zorunlu kapanışta oksijen umudu: annem...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SWKl9ezL-WI/AAAAAAAAAEU/HIsAgizPNmA/s72-c/Maurin-Mother+%26+Daughter.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-6747930948650848388</id><published>2008-12-27T02:39:00.000-08:00</published><updated>2008-12-27T13:57:33.117-08:00</updated><title type='text'>Güldünya, keşke adın gibi olsaydı dünya...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SVYMRtwrJEI/AAAAAAAAAEE/1j-WVZt7OnY/s1600-h/60154231zw5.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 246px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SVYMRtwrJEI/AAAAAAAAAEE/1j-WVZt7OnY/s320/60154231zw5.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284424711246914626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güldünya Şarkıları adlı albüm çıkmış, Aile içi şiddet yardım hattı için on üç kadın şarkıcı birleşmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün içinde Aylin Aslım'ın Güldünya şarkısını Sezen Aksu harika yorumlamış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım abim vurma beni&lt;br /&gt;Bu dünyadan alma beni&lt;br /&gt;Dökülür mü kardeş kanı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karında yatmadık mı?&lt;br /&gt;Bir anada doğmadık mı?&lt;br /&gt;Bir memeden doymadık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binbir yarayla tek bir kurşunla gitti gül dünya&lt;br /&gt;Kim farkında kimin umrunda yandı(söndü) bir dünya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni gönderene söyle&lt;br /&gt;Köydeki büyük meclise&lt;br /&gt;Daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife&lt;br /&gt;Eğer böyle ölürsem iki elim yakanızda&lt;br /&gt;Hayaletim gezer düşer peşinize&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-6747930948650848388?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/6747930948650848388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=6747930948650848388' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6747930948650848388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6747930948650848388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/gldnya-keke-ad-gibi-olsayd-dnya.html' title='Güldünya, keşke adın gibi olsaydı dünya...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SVYMRtwrJEI/AAAAAAAAAEE/1j-WVZt7OnY/s72-c/60154231zw5.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-6174292938113223438</id><published>2008-12-22T12:24:00.000-08:00</published><updated>2008-12-22T12:30:38.957-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>radikal kitapta çıkmış feminizm ve annelik üzerine iki kitap hakkında bir yazı...</title><content type='html'>MATERNAL DESIRE&lt;br /&gt;On Children, Love and the Inner Life&lt;br /&gt;Daphne de Marneffe, Little Brown&amp;Company, 2004, 384 sayfa, 25.95 dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THE MOMMY MYTH&lt;br /&gt;The Idealization of Motherhood and How It Has Undermined Women Susan J. Douglas-Meredith W. Michaels, Free Press, 2004, 400 sayfa, 26 dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, 1960'ların New York'unda bulunabilecek tipik bir ailede büyüdüm. Babam doktordu, sekizde evden çıkıp altıda eve geri dönüyordu. Annem ise hep evdeydi. Öyle ki, erkek kardeşimle beraber öğlen yemeği için eve geldiğimizde onu evde bulamazsak, polise haber verebilirdik. Bütün arkadaşlarımın anneleri de böyleydi ve ben bunda göze batan hiçbir şey görmüyordum, çünkü zaten anneler başka bir şey yapmazdı ki... Ben annemin hep evde oluşunu gayet normal karşılayadururken, 1963'te Betty Friedan'ın, kadının ev dışında da yer alması gerektiğini vurgulayan 'The Feminine Mystique' adlı kitabı yayımlanmış ve bu kitap üç yılda üç milyon satmıştı. Friedan, kitabında, 'konforlu toplama kampı' adını verdiği ev içi hayatın, kadınları kimliklerinden mahrum ettiğini, onları 'adsız bir robot'a dönüştürdüğünü vurguluyordu.&lt;br /&gt;1983'te ben okuldan mezun oluncaya kadar, 'The Feminine Mystique'in tartışmalı mesajı kabul görmüştü bile. Kız arkadaşlarımın neredeyse hepsi ya akademik kariyer yapmayı tercih etmişler ya da kendilerine bir iş bulmuşlardı. Hiçbirimiz evde oturup çocuk yetiştirmeye istekli değildik. Bir kariyer yapacak, çocuklarımızı da bunun içine dahil edecektik. Gelecekte, annelerin yapacağı da bu olacaktı zaten.&lt;br /&gt;Bir yönden, haklı çıktık. Günümüzde, 6 yaşın altında çocuk sahibi olan kadınların % 60'ı, çocukları 6-17 yaşında olan kadınların ise yaklaşık % 80'i çalışıyor.&lt;br /&gt;Başka bir yönden ise, sınıf arkadaşlarımın ve benim düşündüğümüzden daha karmaşık bir durum ortaya çıktı. Evet, günümüzde artık pek çok kadın ütü yapmaktan yakınmıyor, çünkü artık ütü yapmıyor. Ancak, Friedan'ın öngördüğü ve "insanlığın bir sonraki adımı olabilir" dediği şey de henüz gerçekleşmedi.&lt;br /&gt;Amerika'da öfke varsa, fırsat da vardır, son birkaç yıldır annelik konusundaki kitapların sayısında patlama olması da bu yüzden belki de. Amazon'da son zamanlarda yapılan bir araştırma, 1999'dan beri bu konuda 800'den fazla kitap yayımlandığını gösterdi.&lt;br /&gt;Yeni yayımlanan kitaplardan iki tanesi Betty Friedan'ın kitabında tartıştığı kadının ev içi hayatına odaklanıyor: 'Maternal Desire: On Children, Love and the Inner Life' (Annelik Arzusu: Çocuklar, Aşk ve Iç Yaşam Üzerine) ve 'The Mommy Myth: The Idealization of Motherhood and How It Has Undermined Women' (Annelik Efsanesi: Anneliğin İdealleştirilmesi ve Bunun Kadınlar Üzerindeki Etkisi).&lt;br /&gt;'Maternal Desire'in yazarı Daphne de Marneffe bir psikolog ve kitaptan hemen öğreniyoruz ki üç çocuk annesi. İş bulabilmek için yeterli eğitim görme fırsatını yakalayabilen bir sınıfa ait ve bu sınıf da onun hedef kitlesini oluşturuyor. 'Maternal Desire' de Marneffe'nin kariyerini geçici olarak bir yana bırakma ve kendisini çocuklarını yetiştirmeye adama kararını nasıl aldığını anlatıyor.&lt;br /&gt;İlk çocuğundan başlıyor söze ve iş yerine gitmek için evden her çıktığında 'görünmez bağ'ın onu geri çektiğini yazıyor. Hayatına diğer çocukları da eklenince kariyerini sürdürmek daha da zorlaşıyor. Bir bakıcı alıyor eve ama o da hiçbir zaman saatinde gelmiyor. Sonra 6 tane 2 yaşındaki çocuğa kendi evinde bakan bir kadın buluyor ama orada da görüyor ki çocuklar birbirleriyle hiç de sevimli bir şekilde oynamıyorlar...&lt;br /&gt;Onu işten eve çeken o 'görünmez bağ' ve oğlunu diğer çocukların yanına bırakmak istememesi hissini 'annelik arzusu' olarak tanımlıyor de Marneffe. Bu arzu, çocuklara tahammül etmekten ziyade onlara bakmak anlamına geliyor. De Marneffe'ye göre bu, neredeyse evrensel bir his.&lt;br /&gt;De Marneffe'nin kadınların çocuklarıyla beraber olma isteklerini destekleyen düşüncesi Betty Friedan'in fikirlerini tersine çeviriyor. Ona göre, ev içinde kalmakla kimlikten vazgeçmeyi birbirine denk tutmak bir hata, çünkü çocuk bakımıyla birlikte kimlik de gelişiyor.&lt;br /&gt;Yirmi dört saat, yedi gün&lt;br /&gt;'The Mommy Myth'ın yazarları Susan J. Douglas-Meredith W. Michaels da birer anne. Kitaplarında, de Marneffe'nin aksine kendi deneyimlerine çok az yer veriyorlar. Daha ziyade, anneliğin 'sitcom' dizilerde, kadın dergilerinde nasıl temsil edildiğine, aslında nasıl 'yanlış' imgelerle temsil edildiğine dikkat çekiyorlar. Ve bu imgelerin, 'new momism' denilen eğilimi yarattığını söylüyorlar. Bu eğilimde zararlı buldukları şey ise-ki burada 'Maternal Desire'a gönderme yapıyorlar- anti-feminist mesajın feminist mesajmış gibi gösterilmesi. Annelik üzerine karmaşık konulardan biri de, neyin ya da kimin kriterini uygulamak gerektiğine karar vermek. Eşinizin mi? Çocuklarınızın mı? Çocuklarınızın öğretmeninin mi? Patronunuzun mu? 'Maternal Desire' da ''The Mommy Myth' de günümüzde birçok annenin kendini nasıl hissettiği konusundaki gerçekleri dile getirmeleri bakımından önemli. Sahiden, kadınlar ne hissediyorlar? Bir kadın, ailesine bakmak için kariyerinden çalıyorsa ve buna gücü yetiyorsa? Başka herkes de bu kararı onaylıyorsa? Ya da tam tersi, kadın çalışmak istiyorsa?...&lt;br /&gt;'The Feminine Mystique'i övenler kariyerine devam edebilen kadınlar. 'The Feminine Mystique'in tek bir sayfası bile hizmetçi, temizlikçi, bakıcı kadınların yaşadığı zorluklara ayrılmamış. Bu kadınlar günümüz literatüründe de kendilerine pek yer edinemediler. Sonuçta, iş ya da ev arasında seçim yapmak bunlara sahip olanların problemi.&lt;br /&gt;ELIZABETH KOLBERT&lt;br /&gt;(www.newyorker.com, 08.03.2004, çeviren: Ümran Kartal)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-6174292938113223438?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/6174292938113223438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=6174292938113223438' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6174292938113223438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/6174292938113223438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/radikal-kitapta-km-feminizm-ve-annelik.html' title='radikal kitapta çıkmış feminizm ve annelik üzerine iki kitap hakkında bir yazı...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4308412909177259303</id><published>2008-12-19T15:23:00.000-08:00</published><updated>2008-12-19T15:34:25.338-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ev'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='co-sleeping'/><title type='text'>aile boyu yatak...</title><content type='html'>ailecek uyumak, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;batının son modası co-sleepingi; anadolu insanının sıkış tıkış bir göz odada cümbür cemaat uykusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da kısaca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutluluğun resmi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUwugS3TjZI/AAAAAAAAADs/e5NN_uWxtG8/s1600-h/ZeynepEmre_mutlulugun_resmi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUwugS3TjZI/AAAAAAAAADs/e5NN_uWxtG8/s320/ZeynepEmre_mutlulugun_resmi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281647595353247122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz ise oğlumuzun odasına yerleştik, dizi dizi sıralandık; ayrılamayız birbirimizden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUwvHBBtXgI/AAAAAAAAAD0/s3LM_JmfZ5E/s1600-h/IMG_3727.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUwvHBBtXgI/AAAAAAAAAD0/s3LM_JmfZ5E/s320/IMG_3727.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281648260579941890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4308412909177259303?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4308412909177259303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4308412909177259303' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4308412909177259303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4308412909177259303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/aile-boyu-yatak.html' title='aile boyu yatak...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUwugS3TjZI/AAAAAAAAADs/e5NN_uWxtG8/s72-c/ZeynepEmre_mutlulugun_resmi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-3838323149256139999</id><published>2008-12-19T14:54:00.001-08:00</published><updated>2008-12-19T15:23:16.906-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ev'/><title type='text'>ev hali...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUws3c-gFBI/AAAAAAAAADk/VYS-itkPzoQ/s1600-h/IMG_3723.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUws3c-gFBI/AAAAAAAAADk/VYS-itkPzoQ/s320/IMG_3723.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5281645794181518354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bebekle çalışma düzeni... yer yatağında oynuyor, park yatağında uyuyor... arada kucağımda klavyeye saldırıp yemek istiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-3838323149256139999?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/3838323149256139999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=3838323149256139999' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3838323149256139999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3838323149256139999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/ev-hali.html' title='ev hali...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUws3c-gFBI/AAAAAAAAADk/VYS-itkPzoQ/s72-c/IMG_3723.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-3432192418931732149</id><published>2008-12-16T00:41:00.000-08:00</published><updated>2008-12-16T00:55:21.120-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminist haber'/><title type='text'>ev işi, kadının yasal ödevidir!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10538501.asp?yazarid=210&amp;gid=140"&gt;ANKARA’da açılıp Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na kadar uzanan davada 2002 yılından önce evlenen ev kadınlarına kötü haber çıktı. Yeni Medeni Kanun hükümlerine dayanan Yargıtay, "Ev işlerini yapmak kadının ödevidir, para kazanmıyorsa bu katkı sayılmaz bu nedenle tazminat talebinde bulunamaz" diye karar verdi.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-3432192418931732149?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/3432192418931732149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=3432192418931732149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3432192418931732149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3432192418931732149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/ev-ii-kadnn-yasal-devidir.html' title='ev işi, kadının yasal ödevidir!!!'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-426847372091873031</id><published>2008-12-14T15:48:00.000-08:00</published><updated>2009-01-05T15:16:33.847-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlüğüm'/><title type='text'>bir kadın olarak kendini yazmak ya da sevgili günlük</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/STE-zXOB6UI/AAAAAAAAABM/TuFj0E59Nso/s1600-h/6.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 319px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/STE-zXOB6UI/AAAAAAAAABM/TuFj0E59Nso/s320/6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274065690754672962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Aralık 2008, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;helene cixous, "medusa'nın gülüşü"nde adeta kadınlara haykırır: "peki, niye yazmıyorsun? Yaz! Yazı senin için, sen kendin içinsin, bedenin sana ait, ona sahip çık!" cixous'ya göre kadın bedeninden sürülmüştür tıpkı yazının alanından olduğu gibi... eril dil, kendi "his"tory'sini, tarihini yazıyor, kadın da sessizce izliyordur. cixous "kendini yaz: bedenin sesini duyurmalı. böylece bilinçdışının sonsuz kaynakları fışkıracaktır" der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, kendini yazmak, her an karşına karşılaşmaktan korktuklarının çıkabileceği, böö diyen öcülerinin hortlayabileceği, bir yandan da alisin kendi harikalar diyarını yarattığı gibi, kendi masalını kurabileceğin harika bir deneyim olabilir. anne olduktan sonra yazmaktan korkmamam, öncesinde har vurup harman savurduğum bedenimle uzunca bir süre yaşadığım barışma sürecine bağlanabilir mi bilemiyorum. hamile kaldığımı öğrendiğim günden itibaren bedenime yaklaşımımda büyük bir değişiklik oldu. artık içimde bir canlı büyüyordu; ona karşı duyduğum sorumluluk ve gittikçe büyüyen bir sevgi, bedenimi sevmemi, hatta onu tanıdıkça ona hayran kalmamı, saygı duymamı sağladı. ironik, bir başka canlı aracılığıyla insanın kendi bedenine yakınlaşması; ama diğer yandan kadın, kendi bedenine ötekinin bakışından dolayı yabancılaşmıyor mu? erkeğin bedenine baktığı gibi kendi bedenine bakmıyor mu? onun değer yargılarıyla, beğenileriyle kendi bedenini seviyor ya da nefret etmiyor mu? neyse içimdeki küçücük içi dolu fıçıcık bedenimi sevmemi, hatta ona şapka çıkarmamı sağladı, minettarım... bu beden içinde farklı bir canlıyı saygıyla büyütebilecek, içindeki farklılığa (farklılık konusuyla ilgili luce irigaray'ın "annelik düzeni" adlı harika yazısından "okumalarım" bölümünde bahsedilecektir) tahammül edebilecek kadar yüceydi. üstelik bu canlıyı dünyaya getirdikten sonra da onu besleyebilecek mucizevi besini üretebiliyordu. hala emziriyorum; her seferinde mememe yumulmuş bebeğimi hayranlıkla seyrediyorum. ilk önceleri çok zor ve acı veren bu deneyim şimdi benim için de vazgeçilmez bir keyif halini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgili günlük diye başlayan milyonlarca günlük tutulmuştur kadınların kaleminden, genellikle edebiyatta da günlük formunda ya da mektup biçiminde anlatılar kaleme alır kadın yazarlar. günlük özel olanın paylaşılması, bir kadının mahremine yabancı gözün değmesidir. bir yandan kadın yazdıkça, kendini anlattıkça kendini sağaltır; evin içinden, dışarıya ulaşır, bağırır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-426847372091873031?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/426847372091873031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=426847372091873031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/426847372091873031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/426847372091873031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/bir-kadn-olarak-kendini-yazmak-ya-da.html' title='bir kadın olarak kendini yazmak ya da sevgili günlük'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/STE-zXOB6UI/AAAAAAAAABM/TuFj0E59Nso/s72-c/6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-3013752750459827194</id><published>2008-12-13T14:54:00.000-08:00</published><updated>2008-12-22T12:31:32.241-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ebeveynlik'/><title type='text'>her yeni ebeveynin bilmesi gereken 10 şey...</title><content type='html'>1-çocuğunuzu severek şımartamazsınız:  birçok yeni anne ve baba bebeklerin her ağladıklarında kucağa alınmasıyla şımaracağını duymuştur. ama merak etmeyin çocuklar sevgiyle asla şımarmaz. konuyla ilgili güzel bir makale: &lt;a href="http://www.aces.edu/pubs/docs/H/HE-0718/HE-0718.pdf?PHPSESSID=abf8c9d76e9160d3ecd6dfb5e175c04f"&gt;acaba çocuğumu şımartıyor muyum?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-çocuğunuzun ağlamasına duyarlı olmanız gerekir: bebeğinizin ciğerlerini açmaya ihtiyacı yoktur. ihtiyacı olan tek şey, ağlamasının tek iletişim yolu olduğunu ailesinin bilmesidir. bebeğin ağlaması, en temel ihtiyaçlarını, açlığını ya da yorgun olduğunu dile getirme biçiminin  en son safhasıdır; esasında en ideali bebeğinizin işaretlerini okuyabilmenizdir; bebeğinizi saatle besleyip, uyutmanıza gerek yoktur, ne zaman aç, ne zaman uykusu var, iyice gözlemleyip geç kalmadan ihtiyaçlarını karşılamanız en iyisidir. bkz. makale: &lt;a href="http://askdrsears.com/html/10/handout2.asp"&gt;aşırı ağlama bebekler için tehlikeli olabilir.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-disiplin öğretmek demektir: yeni ebeveynler çocuklarına bir disiplin verme kaygısına düşebilirler. disiplin dendiğinde de çoğu zaman "ödül" ve "ceza" anlaşılmaktadır. oysa disiplin kelimesi öğretmek anlamındadır. anne ve babalar çocuklarına rehberlik etmeli ve öğretmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- dünya sağlık örgütü bebeklerin en az 2 yaşına kadar emzirilmesini öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- katı gıdalar 6 aydan önce önerilmez ilk 6 ay yalnızca anne sütü, sonrasında yavaş yavaş katı gıdalara geçilirse iyi olur. bkz. &lt;a href="http://www.kellymom.com/nutrition/solids/delay-solids.html"&gt;neden katı gıdaları ertelemek gerekir?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- doktorunuz ebeveynlik uzmanı değildir; genellikle de emzirme uzmanı hiç değildir: doktorunuzun söylediği şeyleri mutlaka siz de araştırın ve öncelikle kendinizi dinleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-bebeğinizle güvenli bir şekilde birlikte uyuyabilirsiniz: bkz. &lt;a href="http://www.nd.edu/~jmckenn1/lab/pamphlets/BSlpSafeEnglish.pdf"&gt;bebeğinizle birlikte uyumak&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-obezite gitgide önemli bir sorun haline dönüşüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- çocukların doğa ile daha çok temas halinde olmaya ihtiyacı var: günümüzde çocuklar daha fazla televizyon ya da bilgisayar başında zaman geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- çocukları güvenlikleri için arabada mümkün olduğu kadar uzun zaman arkaya bakar şekilde oturtmakta fayda var: &lt;a href="http://www.car-safety.org/rearface.html"&gt;neden arkaya bakar tarz güvenli?&lt;/a&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;phdinparenting blogundan kısaltılarak çevrilmiştir; verilen linkler ingilizcedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-3013752750459827194?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/3013752750459827194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=3013752750459827194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3013752750459827194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/3013752750459827194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/her-yeni-ebeveynin-bilmesi-gereken-10.html' title='her yeni ebeveynin bilmesi gereken 10 şey...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8762343877445047666</id><published>2008-12-10T17:08:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T03:17:08.491-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><title type='text'>kucağın sıcaklığı...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDgfszyyBI/AAAAAAAAACg/YNt8U55dLFQ/s1600-h/975674424-37d3fn2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 291px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDgfszyyBI/AAAAAAAAACg/YNt8U55dLFQ/s320/975674424-37d3fn2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5278465598487185426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;dokunmanın mucizesi, jean liedloff'un the continuum concept adlı kitabı, (http://www.continuum-concept.org/) süreklilik olgusu çerçevesinde anne ile bebek arasındaki ilişkiyi ele alıyor. liedloff, yequana yerlileri ile birlikte bir süre vakit geçirmiş ve oradaki anne-çocuk ilişkisini modern dünyadakiyle karşılaştırarak gözlemlemiş. yazara göre bebek, milyonlarca yıldır atalarının ona aktardığı deneyimlerle anne karnından dünyaya geliyor. bu deneyimlerin en önemlisi bebeğin doğduktan sonra annenin kucağına yerleşme, onunla sürekli temas içinde olma beklentisi. bebek kendi isteğiyle, emeklemeye ya da yürümeye başlarken annenin kucağından yere iniyor. kucakta, anne gündelik işlerini yaparken sessizce gözlemliyor ve dolayısıyla gündelik yaşam pratiklerini öğreniyor. modern hayatta yataklarında, arabalarında ya da mama sandalyelerinde oyuncaklarla uyarılarak deneyim kazanan bebeklerin aksine, daha huzurlu ve dingin bir deneyimleme süreci yaşıyor. bebeğin kesintisiz kucak beklentisi modern anne tarafından karşılanamadığından, yazar insan yavrularının tedirgin, huzursuz, mutsuz büyüdüğünü, sonrasında sorunlu bireyler haline geldiklerini vurguluyor.&lt;br /&gt;yazarın büyük bir genelleme yaparak modern insanın bunalımını kucak olgusuna bağlaması abartı geldi bana. kitapta bebeğin sürekli kucakta taşınmasının yaşadığımız dünyada  imkansız olduğu göz ardı edildiğinden kitap daha çok teorik kalıyor. aynı sorun, tüm "doğal ebeveynlik" tarzlarında da kendini gösteriyor. (dr sears, v.b) kucakta taşınabilirliğin, annenin fiziksel durumuyla da oldukça ilişkisi olduğu da unutulmamalı; sling tarzı taşıyıcılar bebeğin kucakta taşınmasını kolaylaştırsa da bel, boyun, sırt ağrılarının önüne geçilemiyor. ancak anne ve bebek ilişkisindeki karşılıklı iletişimin güçlü olabilmesi için kucağın büyük önemi olduğunu düşünüyordum ki bu kitap düşüncelerimi pekiştirdi. liedloff, bebeğin işaretine göre emzirmenin üzerinde duruyor. modern annenin emzirme gibi bebek için hayati önem taşıyan bir deneyimi saate bağlamasını eleştiriyor. ancak bunun özellikle ilk zamanlar anne için çok zor bir süreç olduğu göz ardı edilmemeli memede geçirilen zaman yalnızca bir beslenme deneyimi değil, bir özgüven meselesi olduğu için bebek için çok önemli ve ilk zamanlar çok uzun süreler bebek annesinin göğsünde zaman geçiriyor. bu dönemde ister istemez annenin hareket alanı, kabiliyeti kısıtlanıyor. ben de bebeğim istediği zaman emziriyorum. ilk zamanlar yemek yerken, bilgisayarın başında emzirdim; kitap okuyarak ya da televizyon seyrederek... değişik mekanlarda bebeğimi emzirmek durumunda kalmıştım; en ilginç olanı kadıköy’de belediye meclisinin sıralarıydı, bağdat caddesindeki banklarda, otobüste, minibüste, vapurda emzirdim ya da sokakta yürürken... &lt;br /&gt; maalesef yequana yerlisi değiliz, yaşam mücadelemizi modern hayatın tüm olumsuzlukları içinde vermeye çalışıyoruz, yequanaların orman içindeki barakalarında değil, trafik sorunu olan, çarpık yerleşmiş koca bir şehirde apartman dairelerinde bebeklerimizi büyütüyoruz. üstelik bazılarımız para kazanmak zorundayız, dolayısıyla bebeklerimizden ayrılmak... bir gün kadınlar işe bebekleriyle gidebilirlerse, hem çalışıp hem de rahat rahat emzirebilirlerse, kamu alanında annelere bebek bakımıyla ilgili kolaylıklar sağlanırsa (alt değiştirme, emzirme odaları, daha çok park ve oyun alanı) belki bir nebze daha huzurlu bebekler geleceğin huzurlu yetişkinleri olacak şekilde büyür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8762343877445047666?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8762343877445047666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8762343877445047666' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8762343877445047666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8762343877445047666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/12/dokunmann-mucizesi.html' title='kucağın sıcaklığı...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDgfszyyBI/AAAAAAAAACg/YNt8U55dLFQ/s72-c/975674424-37d3fn2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-7655798901642501992</id><published>2008-11-25T01:21:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T01:43:57.180-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bell hooks'/><title type='text'>feminizm herkes içindir : "ileri görüşlü feminizm"...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDg2E-C44I/AAAAAAAAACo/AoS6aeWYL7U/s1600-h/05120132.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 161px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDg2E-C44I/AAAAAAAAACo/AoS6aeWYL7U/s320/05120132.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5278465982929757058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bell hooks'un çitlembik yayınlarından 2002 yılında çıkan &lt;span style="font-style:italic;"&gt;feminizm herkes içindir&lt;/span&gt; adlı kitabı feminist hareketin yeniden gözden geçirilme ihtiyacına yanıt olacak nitelikte. bell hooks, "feminizme yakınlaşın" başlıklı giriş bölümünde kitabı feminist hareketin kısa ve açık, okunması ve anlaşılması kolay, zorlayıcı bir jargon ve akademik bir dille yazılmamış bir kitaba ihtiyacı olduğunu düşündüğü için yazdığını belirtir. yazar on dokuz kısa bölümden oluşan kitabında gündelik hayatımızın her alanına işlemiş cinsiyetçi baskı ve sömürüye feminist bilinçle yaklaşmanın iyileştirici gücü üzerinde durur. feminist hareketin ataerki içinde kendini hapsettiği  çıkmazlara da değinen yazar, birçok çözüm önerisiyle harekete yeni bir soluk getirir. hooks, kitapta "ileri görüşlü feminizm" diye adlandırdığı yeni bir feminist anlayışın tanımını yapar. hooks, feminizmi “cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir hareket” olarak görür. böylece feminizm, erkek karşıtlığı olmaktan çıkar. kadının da erkek kadar cinsiyetçi olabileceği fikrini kabul eder ve feminist bilincin erkekler için de ataerkinin köleliğinden kurtuluş umudunu barındırdığını vurgular. hooks, radikal hareketten doğan feminist düşüncenin, sonrasında akademide kendine yer bulmasının feminizmin daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağladığını ancak aynı zamanda akademinin liberal reformizminde sıkıştığını, radikal yanını yitirerek sokakla ilişkisinin azaldığını belirtir. hooks, feminizmin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için popüler iletişim araçlarını kullanmasının çok gerekli olduğunu vurgular. bir feminist radio, televizyon kurulmalı, gazete çıkarılmalı, feminist eğitim veren bir okul açılmalıdır. raflarda yüzlerce anti-feminist popüler romanın yanında popüler feminist romanlar da bulunmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-7655798901642501992?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/7655798901642501992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=7655798901642501992' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/7655798901642501992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/7655798901642501992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/11/feminizm-herkes-iindir-ileri-grl.html' title='feminizm herkes içindir : &quot;ileri görüşlü feminizm&quot;...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SUDg2E-C44I/AAAAAAAAACo/AoS6aeWYL7U/s72-c/05120132.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-8852713089071736896</id><published>2008-11-08T11:24:00.001-08:00</published><updated>2008-11-29T02:13:41.621-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bell hooks'/><title type='text'>tanım...</title><content type='html'>feminizmin bir tarifini yapmak gerekirse ne olmadığını söylemekle işe başlamak daha doğru olabilir. feminizm, bell hooks'un da belirttiği gibi insanların kafasında özellikle ataerkil kitlesel medyanın pompaladığı klişelerden ibaret, pejoratif anlamlarla yüklü bir kavram olarak canlanıyor. feminist kadınlar, çirkin, bakımsız ve "erkek" gibidirler (genellikle bekar ve çocuksuzdurlar) sokaklara dökülüp bağırıp çağırarak eylem yaparlar; üstelik bu oldukça tehlikelidir. &lt;br /&gt;gerçi son zamanlarda türkiye'de maalesef çoğalan töre cinayetleri, pippa bacca'nın tecavüz edilerek öldürülmesi, çocuk istismarlarının artmasıyla feminist kadın topluluklarının protestolarının gazete ve televizyonda daha sık yer alması ve bazı popüler televizyon programlarının (haydi gel bizimle ol gibi) bu konuları tabu olmaktan çıkarıp konuşmaya başlaması, "feminist- feminizm" kavramlarının sıkça telaffuz edilmesi insanlardaki önyargıları belki biraz da olsa yumuşatmaktadır ya da öyle olduğunu umalım. peki feminizm ne değildir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;feminizm erkek düşmanlığı kesinlikle değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;feminizm yalnızca erkeklerle eşit haklara sahip olmanın peşinde koşmak değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu iki klişe feminizmi basitleştirir, gerçek meselesinin üstünü örter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bell hooks'un feminizmin elkitapçığı niteliğindeki bence feminizmi akademik dilin bunaltıcı dilinden kurtarmış, sade ve samimi diliyle herkese hitap eden muhteşem çalışması &lt;span style="font-style:italic;"&gt;feminizm herkes içindir&lt;/span&gt;'deki (çitlembik yayınları, 2000) tanımı oldukça aydınlatıcı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"feminizm cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeyi amaçlayan bir harekettir."&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu tanımda vurgulanan "cinsiyetçilik"tir. cinsiyetçiliği bir erkek kadar bir kadın da yapabilir. üstelik bu çok yaygın bir durumdur. dolayısıyla feminist politikanın derdi yaşamın her alanına sinmiş, yediden yetmişe herkesi olumsuz etkileyen cinsiyetçilikledir. kadınlar kadar erkeklerin de cinsiyetçi politika yüzünden üzerinde bir sürü baskı vardır.  hepimiz hooks'un da belirttiği gibi "ataerkil düşünceyi, güçlü olanın güçsüz olanı yönetmeye hakkı olduğu ve onu yönetmek için her yolu kullanabileceğini söyleyen egemenlik ahlakını benimseyecek şekilde toplumsallaşmışızdır."(77) yüzyıllardır kemikleşmiş, kurumsallaşmış ataerkinin dönüşümünü ancak bireylerin teker teker bilinçlenmesiyle mümkün olabilir. ve tabii ki feminist hareket ancak erkeklerle birlikte yol alırsa cinsiyetçi sömürü ve baskının sonu gelebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-8852713089071736896?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/8852713089071736896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=8852713089071736896' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8852713089071736896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/8852713089071736896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/11/tanm_7396.html' title='tanım...'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2542955092848204503.post-4246590538921039860</id><published>2008-11-06T05:10:00.000-08:00</published><updated>2008-12-02T07:15:00.518-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okumalarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminist ebeveynlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bell hooks'/><title type='text'>okuma (bell hooks - feminizm herkes içindir)</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bell hooks, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;a href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=KOVI45UV4H4HDGFGEFTJ"&gt;feminizm herkes içindir&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; adlı kitabının "feminist ebeveynlik" başlıklı bölümünde feminizmin çocuklara odaklanmasıyla gelişen yönünü ele alır. hooks, feminist düşünürlerin ailelerin içinde cinsiyetçilik sorununu ele alırlarken cinsiyetçi düşüncenin taşıyıcılarından çoğunu kadınların oluşturduğunu gördüklerini vurgular. bu çok önemli bir nokta. erkeksiz, tek başına ebeveynlik yapan annelerin bile çocukları cinsiyetçi düşünceyi öğrenerek büyüyorlar. binlerce yıllık ataerkil toplum değerlerinin içinde yetişen kadınların çocuklarına bu öğretileri aktarması tabii ki çok doğal. Simone de Beauvoir'ın "kadın doğulmaz, olunur" sözüne gönderme yaparak hooks'un da dediği gibi "feminist doğulmaz, olunur". dolayısıyla öncelikle kadınlarda doğru bir feminist bilincin oturması gerek. hooks'un da belirttiği gibi "feminist hareket, bizim bu toplumdaki kültürümüzün, çocukları sevmeyen, onları ebeveynler tarafından ne istenirse yapılabilecek bir mülkiyet olarak görmeye devam eden bir kültür olduğuna dikkat çeken ilk toplumsal adalet hareketiydi." "beyaz üstünlükçü, kapitalist, ataerkil egemenlik kültüründe çocukların hakları yoktur." (76) hooks, güzel bir örnek vermiş. Gittiği bir toplantıda bir anne, oğlunun kolunu çimdikler. bunun üzerine etraftakiler, annenin oğlu üzerinde bir disiplin kurmasını olumlu karşılar. hooks ise annenin davranışının tacizkar olduğunu, bu davranışın erkek çocuğunun büyüdüğünde kadınlara karşı tacizkar davranmasının tohumlarını ektiğini belirtir. hooks, annelik sadizminin kadınları sıklıkla çocukları duygusal ve fiziksel olarak taciz etmeye ittiğini vurgular. feminist kuramı çocuklara yönelik kadın şiddeti konusunda daha duyarlı olmaya çağırır. diğer yandan cinsiyetçi cinsel rollerin çocuklara doğdukları andan itibaren dayatılma yollarının farkında olmalıyız. hooks, özellikle erkek çocuklarının, davranışları erkekliğin cinsiyetçi düşünceleriyle uyuşmadığında tacize maruz kaldıklarını bunun sıklıkla utandırmak biçiminde olduğunu vurgular. peki çözüm ne? hooks, kadın ve erkek ebeveynler cinsiyetçilik karşıtı düşünceyi benimsediklerinde erkek ve kız çocukların feminizmi eylemde görme fırsatına sahip olabileceklerini belirtir. "çocukların erkekler ya da kadınlar tarafından, ataerkil olarak egemenlik altına alınmasının sona erdirilmesi, aileyi çocukların sağlıklı ve özgür olabilecekleri, sevgiyi tanıyabilecekleri bir yer haline getirmenin tek yoludur."(81)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2542955092848204503-4246590538921039860?l=feministanneningunlugu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/feeds/4246590538921039860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2542955092848204503&amp;postID=4246590538921039860' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4246590538921039860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2542955092848204503/posts/default/4246590538921039860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feministanneningunlugu.blogspot.com/2008/11/okuma-bell-hooks-feminizm-herkes-iindir.html' title='okuma (bell hooks - feminizm herkes içindir)'/><author><name>feminist anne</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07297768812335326956</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_t2ydkjVgVgk/SYd1wIy4m5I/AAAAAAAAAFg/FMnH9jSx3qM/S220/medusas-laugh-cropped.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
