27 Nisan 2011 Çarşamba

annelik paradoksu

"Annelik içgüdüseldir" söylemi bir kitapçıya girdiğinizde rafta dizi dizi size sırıtan doktorların ve pedagogların görüşlerinden oluşan "çocuğunuz...." diye başlayan başlıklı kitapları gördüğünüz an biter. Ve onun yerine annelik öğrenilen, öğretilen bir bilince dönüşür ve bilinçli bir anne oluverirsiniz; peki bilinçsiz anne nasıl olur?

Yeri geldiğinde annelik içgüdüseldir. Bunaldığınızda, sıkıldığınızda, yalnız kalmak istediğinizde, tuvalet, yemek lüks haline geldiğinde kendinizi bir off çekerken yakaladığınızda iç sesiniz "kötü bir anne miyimle" başlayan bir vicdan muhasebesine dönüştüğünde ya da yakınınızdaki herkes çocuğunuz yalnızca size aitmiş de ona emaneten bakıyormuş gibi davranmaya hazır olduğunda anne-çocuk ilişkisi çok "özel" olur ve siz içgüdüsel olarak çocuğunuza karşı en ufak bir sıkılma hissi geliştirmemelisinizdir yoksa bu biyolojik olarak sizde bir şeylerin normal gitmediğine delalet eder. Her anne yirmi dört saat sabırla ve sevgiyle çocuğuna bakmak üzere yaratılmıştır. Aksi düşünülemez. Ve çocuğa anneden başka hiç kimse anne kadar yakın olamaz ve hiç kimse anne kadar iyi bakamamalıdır. Aksi durumda annede bir sorun vardır.

Yeri geldiğinde annelik öğrenilen bir şeydir. Çocuğunuzu giydirir dışarı çıkarsınız, her köşe başında biri sizi durdurur, çocuğun üstü incedir, üşüyüp hastalanacaktır. Tecrübesiz annelere tecrübeliler çocuğu nasıl giydireceğinden, yaramazlık yaptığında nasıl davranacağına kadar akıl verir. Ve bir dolu kitap anneliği öğretir.

Ne menem bir şeydir şu annelik ki anneyle çocuğu kimse rahat bırakmadığı gibi anne de çocuğu istediği zaman gönlü rahat, rica minnet çekmeden kimseye bırakıp gezip tozamaz. Evet "gezip tozamaz", çünkü ancak bir işi varsa çocuk yakınlarına emanet edilebilir; ya da haftada bir gün ve saat aralıkları belirlenecek, anne o zaman diliminde "hapishanesinden" açık hava iznine çıkacaktır.

İçgüdüsel insan türüne ait evrensel bir annelik varsa kültürlere göre değişen annelikler nereden çıktı? Kedilerin anneliği türden türe değişiyor mu? Yoksa insanı (beyaz erkek) hayvandan ayıran toplumsallık ve kültür olgusu mu anneliği oluşturuyor?

3 yorum:

FADİŞ dedi ki...

Ne kadar uzun bir ara verdiniz, tekrar hoş geldiniz:)

ÇokBilmiş dedi ki...

Evet, ne kadar uzun bir araydı öyle! Neredeyse, bir daha yazmayacağınızı düşünmeye başlamıştım.
Ben içgüdülere inanmam. Tamam, reflekslerimiz vs var; tamam, cinsel güdülerimiz vs var.
Ama geriye kalan her şeyi öğreniyoruz. Sevmeyi de öğreniyoruz (öyle olmasa caniler, sapıklar, katiller) olmazdı. Aynı şekilde anneliği de öğreniyoruz.
Ha, öğrenme şeklimiz farklı olabilir. Kimi geleneksel yaklaşımı GÖZLEMLEYEREK öğrenebilir. Kimi bir adada yalnız yaşadığını hayal ederek KURGULAMA YOLUYLA öğrenebilir. Kimi OKUYARAK öğrenebilir. Daha fazla öğrenme çeşitleri de olabilir. Ama eninde sonunda uykuya dalabilmeyi, sakinleşebilmeyi, konuşabilmeyi öğrenmek zorunda olduğumuz gibi anneliği de öğreniriz. Bence...

suinci dedi ki...

bazen bilinçsiz annelere özenmiyor değilim....:)
evet açık hava iznine bile kaygıyla çıkıyoruz ne garip değilmi?
beni en çok babamızın beben ağlıyor lafı sinir ediyor....sen bakıver dediğimde ben ablalarına bakıyorum o seni istiyor ne yapayım...cevap hazır yaniiii
ve sadece östünü kalın giydirmekle iş bitse bir insanın şekillenmesinde yaptığımız en ufak harekete kadar en ince detayıyla düşünmek zorundayız.uy uy yaramı deştin yahu....